Kütüphane

Deprem Öldürmedi !

9 Eylül 1999

Artık hepimiz farkındayız, öldüren deprem değil, “çarpık yapılaşma düzeni”.. Yani insan marifeti !.. Tanrı buyruğu değil.. Bir trafik kazasında sarhoş sürücünün verdiği zararı nasıl kimse Tanrıya  mal etmiyorsa, depremin sonuçlarını da sadece Allah’ın gazabı olarak tanımlamak o derece yanlış..

Tıp bilimi üç farklı aşamada görev üstlenir. Hasta olmadan mutlu yaşamak için gerekenleri öneren “Koruyucu Hekimlik” ilk ve en önemli bölümüdür. “Hastalık dönemi” ise, doktorlar için en kazançlı, hastalar için en masraflı bölümdür. Keser, biçer, bir yeri tamir ederken diğer yanı bozan ilaçların yardımı ile kalan sağlığımıza da göz dikerler.. Sonuç alınamadı ise üçüncü aşama başlar. “Otopsi” yapar, ne olup bittiğine göz atarlar. Otopsiden çıkarılan derslerin cinayetin işlenmesine engel olduğunu hiç işitmedim !.. Olsa olsa, iş işten geçtikten sonra verilen ilaçların ya da  ameliyatta unutulan makasın etkileri görülebilir..

Şu anda “mimar” olarak da yapabildiğimiz sadece otopsi ve kovuşturması !..”Neden yıkıldı ?” ve “Katil  kim ?”.. Öyle anlaşılıyor ki, bu iki medyatik soruya kilitlendi kamu oyu. Bizi de fena halde yönlendiriyor.. Asli görevimiz olan “Koruyucu Toplum Hekimliği”ni göz ardı ediyoruz..

Suçlu sıralamasına ; müteahhitler, mühendisler ve kamu hizmetinde  teknik denetim yapanlar giriyor.. Farkında iseniz biz mimarlar yine ustaca aradan sıyrılmasını bildik.. Öyle ya, hep demir ve betonun yanlış uygulamasından söz ediliyor.. Eh ! biz ne demirden anlarız ne de betondan !.. Hukuki sorumluluktan kolayca sıyrılabiliriz. Ya manevi sorumluluktan ?..

Kendimizi ; çocuğunu bin bir zahmetle doğurup ertesi gün cami avlusuna bırakan annelere benzetiyorum.. Aynı şuursuzluk, aynı sorumsuzluk !.. İşlevlerine ve çağın gereklerine uygun  olsun diye kılı kırk yararak ter döktüğümüz bir projenin, fiziki ömrü

boyunca karşılaşacağı sorunları göz ardı etmek mümkün müdür ? “Buradan sonrası

beni ilgilendirmiyor !” diyebilmekle, yavrusunu terk eden anne davranışı arasında bence hiçbir fark yok.. İkisi de doğanın temel kurgusuna aykırı ..

Yıkılanlar bizim binalarımız.. Planını çizdiğimiz, cephesini çözdüğümüz, projesi altına imza attığımız.. Yapım koşulları  ile çoğunluk ilgimiz olmasa da dünyaya gelmesine ilk neden olan  biziz.. Gelin akıllı ve sorumlu ebeveyn olalım.. Çocuğu kim giydiriyor kim yediriyor kim büyütüyor ? İlgilenelim artık !.. Sakın yönetmeliklerin ve eksik kanunların arkasına sığınmaya kalkmayın..  Ellerinizi çaresizce açmayın.. İyi bir anne ve baba olmanın yönetmeliği

mi var ?..  Hayır ! Sadece vicdani sorumluluğu var..

BİZE DÜŞEN !

İnşa olayının hukuken dışında görünmemiz, bize, “tarafsız gözlemci ve yargısına güvenilir hakem” olma avantajını sağlar.. Yeter ki teknik donanım ve denetim için gerekli birimlerin koordinasyonunu sağlayalım SADECE GÜVENLİ BİR KOORDİNASYON. Yani deprem sonrası en çok eksikliğini hissettiğimiz şey..

Yüz akımız “AKUT” grubunun her yere yetişmeye çalışan üyelerinin varlığından başka güvenilir merci bulunamayan ilk saatler ve günler, koordinasyon ve güven duyulan bir yönetime ne kadar muhtaç olduğumuzu gösterdi.

Rahat koltuklarımızdan kalkalım, hayati olduğunu sandığımız günlük işlerimizden bir an için sıyrılalım.. Artık eylem zamanıdır !..

Yeni Görevlerimiz :

1-  İnşaat, Makine, Elektrik gibi ; yapı oluşumuna yönelik, Şehircilik, Jeoloji, Jeofizik, Harita, Çevre ve Deprem Mühendisliği gibi ; planlamayı etkileyen Meslek Odaları ile  sürekli ilişki ve bilgi alışverişi sağlanmalıdır.

2- Yurt dışı örneklerde olduğu gibi,“Yangın, deprem, sel felaketi, savaş, trafik kazası” hallerinde olabilecek yıkımların yapay olarak oluşturulduğu, “İnsan kurtarma eğitim merkezi” belediyenin tahsis edeceği bir arazide kurulmalıdır. Planlama ve organizasyonu Mimarlar Odası tarafından yapılabilecek olan bu merkezde itfaiye ile işbirliği yapılarak, hem görevli personelin eğitimi hem de okullara yönelik , simülasyon , seminer yada  kursların, bu alanda yapılabilmesi temin edilmelidir. Bu alan aynı zamanda, mimarlık öğrencilerine ve mezunlarına, hataların sonuçlarını irdeleyen bir laboratuar olacaktır.

3-  Oda üyesi mimarlara, yapının fizik kondisyonunu doğrudan etkileyen, fakat Üniversitelerimizde üzerinde pek durulamayan hayati konularda, güncel deneyimlerin aktarılabildiği bilgi platformları oluşturulmalıdır.

4-  Mimarlık öğrencilerine okullarda verilmeye çalışılan ; statik, betonarme ve çelik konstrüksiyon derslerinin - ki bazılarında bu dersler ismen bile yoktur- gereksiz rakam kalabalığından kurtarılarak genel formasyon verici, hiç değilse planını çizdiği yapısını, uygulanırken denetleyebilecek görüşü kazandıran derslere dönüşmesine katkıda bulunmalıdır. Okullarda hemen böyle bir anlayış değişimi beklenemeyeceğinden, Mimarlar Odası, öğrencilere yönelik yapısal bilgilendirme eylemini bizzat üstlenmelidir.

5- Japonlar ; inşaat sistemleri üzerinde yaptıkları araştırmalarda, Osmanlı dönemi “ahşap çatkılı” sistemin, usulüne uygun yapılması halinde “depreme en dayanıklı yapı tarzı” olduğuna karar vermişlerdir. Ahşap sistem geliştirilerek, çelik çatkı ile alternatif çözümler üretilerek alçak katlı halk yapılarının teşviki sağlanmalıdır.

6- Yılda 500.000 konutun üretilmesi beklenen Yurt genelinde, en mükemmel denetim teşkilatının ne kadar verimli olabileceğini gerçekçi bir şekilde masaya yatırmalıyız.. Sayı ne nitelik yönünden sağlıklı sonuç almayı beklemek ülkeyi tanımamaktır.

Basit ve sağlam çözümlerin ortaya konması, karmaşık teknik denetimi devreden çıkaracak, oto kontrolu sağlayacaktır.

7-  Belediyeler ve Bayındırlık Müdürlüklerindeki kısıtlı olanaklarla  sürdürülen çalışmaların yetersizliği ve bundan böyle de yetersiz kalacağı anlaşılmıştır.  Özellikle Mühendisler Odası işbirliği ile, denetim ve uygulama çalışmalarına, formalite olmayı aşan etkin katkı sağlanmalıdır.

8-  Teknik Uygulama Sorumlusu  (TUS) imzası atan ve inşaatını bir kere bile görmeyenlerden başlayarak, teknik elemanın uyarılarını dikkate almamakta direnen müteahhitlere kadar, hayati tehlike gösteren hataları gidermekte direnenler odalarca teşhir edilmelidir.

9-  Özellikle mimar ya da mühendis olup inşaat taahhüdü yapan fakat son depremde binalarının “yapım hatası” sonucu yıkıldığı öğrenilen kişilerin, odalardan sürekli olarak ihracı sağlanmalıdır.

10-  Meslek sorumluluğu ve disiplini tarif edilemeyen “müteahhitlik” hizmetinin, bünyesinde sorumluluğu üstlenen teknik eleman bulundurmaması halinde yerine getirilmesi engellenmelidir. Yaşadığımız örnek göstermiştir ki böyle kişiler, sıkıştırılınca, “teknik elemanlar ya da belediye beni niye ikaz etmedi ?” diyebilecek kadar aymazlık içindedirler.

11-  Vasfı belirsiz müteahhitlik hizmetinin tanımlanmasına ve geliştirilmesine yönelik kurslarla bilgilendirme çalışmaları oda bünyesinde gerçekleştirilmelidir.

12- Depremin büyüklüğünün Tanrı yazgısı olduğu muhakkak. Ama bu vesile ile öğrendik ki şiddetini belirleyen ölçü tamamen insan hatası sonucu oluşan yıkımın miktarı ile belirleniyor. Yani öldüren deprem değil demek hiç de abartılı bir ifade değil. Mimarlar Odası,  bu bilincin yerleşmesi için sürekli bilgilendirme ve eğitim çalışmaları yapmak zorundadır. Eski ilgisizlere, artık ilgilenmeleri temennisi ile duyurulur.. 

Psikologlar Sismologlara Karşı !

( * )   “mimarlara kıssadan hisse”

“Yiğidi öldür ama hakkını yeme !” derler. Birilerini öldürmeye niyetim yok. Hakkını yeme düşüncem ise hiç ama hiç yok.. Ama  benim, ara sıra taşan bir sabrım var.. Eli yüzü düzgün bir bakanımız “tecrübesizlik erdemdir” buyurdu.. Allah’tan, her önümüze gelen bakana inanmak zorunda değiliz !.. Gelin, kapatılma kararına tüm yüreğimle karşı olduğum bir televizyon kanalındaki “tecrübeli” ve de bilimsel psikologlarımızın kendi aralarındaki sohbetine kulak verelim. “Kendi   aralarında !” sözünü yadırgamayın İzleyici telefonları olmasa sohbet iyice koyulaşacak ama canlı yayında, bizim gibi densiz izleyicilere ne soracaklarını belletmek mümkün olmadığından ara sıra huzurları kaçıyor işte !..

Saygıdeğer Yaşar Nuri Öztürk’ün  “Ben pek öyle düşünmüyorum !” tarzı nazik açıklamaları pek etkin olmuyordu .. Kendisinin, psikoloji uzmanı diye takdim edilen konuşmacılara yönelik ; “Sayın hocam siz bu konuyu iyi bilirsiniz. Bana söz düşmez” iltifatına hemen inanan dostlarımız güzel bir çiçeği hoyratça koparıp çöpe atabilen bahçıvan gibiydiler.. Ama masa başında çiçekten bahsederken ne kadar da duygulu ve asildiler !..

Depremzedelerin üsluplarından rahatsızlık duyan büyüklerimize göndermeler yaparken, “bu felaketzedeler şu anda küfür bile etseler bizim hoşgörü ile karşılamamız gerek. Her eleştiriye bir karşı demeç vermek ne ayıp şey !” derken,  düşüncelerimizi  Ankara’ya taşıdılar.. Halkımızın ve yardımsever ulusların “akıl sağlığını” bozan, fakat  yakın koruması bakanlarca, “fizik sağlığı” hizmetlerini iyi yürüttüğü iddia edilen sayın bakana bizden de bir mesaj gitmiş oldu böylece.. Derken, bu acılı günlerde çocuklara ve büyüklere özel bir şefkat göstermemiz, hatta onlara dokunmamız ve her fırsatta sarılıp kucaklamamız gerektiğini anlattılar ki katılmamak mümkün değil..

“Sanki olabilecekmiş gibi !” deprem bölgesinde okulların zamanında açılması kararını takdirle karşıladılar.. İnsanların deprem bölgesinden uzaklaşmayıp, oradaki hayatlarını ısrarla sürdürmelerinin ruhsal açıdan  çok gerekli olduğunu, “biz bir şey anlamasak da” birbirlerine açıkladılar.. İşte tam o sırada bir afetzede genç aradı.. Özellikle ; oda arkadaşının depremden sonra sürekli bunalım geçirdiğini, zaten büyük hasar gören Kocaeli Üniversitesindeki eğitimine kesinlikle devam edemeyeceğini anlattı. Ve ; “Ben de öyle düşünüyorum. Üstelik çoğumuz bu yöreden değiliz. Bu olumsuz koşullarda niye hala oraları sakın terk etmeyin diyorsunuz ?” diye sormak gafletinde bulundu. İşte o anda sayın psikoloji uzmanlarının psikolojisi  bozuldu..

“Sen nasıl böyle düşünebilirsin ?

Ne hakla ? Mutlaka gitmeli, tahsilini orada sürdürmelisin.!” şeklinde, her biri “tokat” gibi cümleler ve asabi bir yüz ifadesi ile delikanlıyı sorduğuna pişman ettiler. “Yani şimdi orta okuldakiler de başka şehirde mi okuyacak ?” şeklinde zekice bir soru sorup, cevabını beklemeden başka bir dinleyiciye geçiverdiler..

Şimdi Bi YOL Kulak Verin !

Sayın “zihnimizden sorumlu !” uzman kardeşlerim. Biz “Afet İşleri” Genel Müdürlüğünün “Enkaz İşleri” Genel Müdürlüğü olduğunu yeni öğrendik.. Sanırım sizin de, insanlara yardımcı olmadan önce enkaz haline getirmek gibi bir amacınız yoktur ?..

“Adamın biri kalkıp, İstanbul’da deprem olabilir diyor .. Millet sokağa dökülüyor. Bu ; depremden de daha zararlı sonuçlara yol açar !” derken ne kadar da bilime saygılı ve üstelik naziksiniz!.

“Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz” derler. Bence hepimize başucu sloganıdır bu sayın psikolog biraderlerim.. Şimdi, anlaması kolay olsun diye  numara ile sıralayacağım önerilere bir göz atın lütfen !. Belki bir gün yollarımız çakışır. Oturur üzerinde konuşuruz. “Devlet olmasını bilin !” diyen halka, “siz de vatandaş olmasını bilin !” diyebilen en kocaman valimizden cesaret  alarak, fakat kibarca diyorum ki : “Lütfen bilim adamı olmasını bilin !”..

Emniyet müdürlüğü önündeki arazide çadır kuranları, “burası bize lazım !” diyerek yağmur çamur oradan kovalayan “emniyetimizden sorumlu” aklı evvellere benzetmeyin sakın beni..  Ama inanın “bu memleket bize lazım !” Gelin bir günah çıkartalım ..

1- Deprem olabilir diyerek hepimizi alarma geçiren Sayın Prof. IŞIKARA‘dan Allah razı olsun.. Depremdeki sonucun ; “hayatın gerçekten sona ermesi” olduğunu gördük. Bu deneyim ise, İstanbul’a da Bursa’ya da, böyle bir olasılıkta, birbirimizi ezmeden, gerekenleri yanımıza alıp, dışarıda gece geçirmenin “hayatın sonu” olmadığını  öğretti. Bu olay, ele geçmez bir sivil savunma provası oldu..  Bireysel ve toplumsal boyutta davranışlarımızı gözden geçirme fırsatı verdi. Ve sınavı, sandığınız gibi “yıkıma uğramadan” başarı ile geçtik sayın üstatlar.. Ayrıca bir bilim adamı, bulgularını ancak gizlerse kınanabilir. Açıklamak, üslubunuzun aczi içinde “adamın biri !” diye vasıflandırdığınız saygıdeğer sorumluları sadece yüceltir .. 

2- Çocuklarımıza nasıl yaklaşmamız gerektiğini pek güzel anlatırken, size uymayan bir düşünceyi ileten genci “laflarınızla dövmeye” kalkarsanız, ileri sürdüğünüz doğruları da tehlikeye sokar toplum karşısındaki tüm güveninizi kaybedersiniz. Bu psikolojik kavramı psikoloji uzmanı olan size hatırlatıyor olmaktan üzüntü duyuyorum.. Bu üzüntüm prestij kaybınızdan çok, doğru düşüncelere gölge düşmesi endişesinden kaynaklanmaktadır..  Davranışlarınız, hiç olmazsa kendi doğrularınıza uysun !..

3- Otomobilinizle, Allah esirgesin bir kaza yapsanız ve bir arkadaşınız size şöyle dese ; “Araban hurda oldu ama, şoförlükten ve hayattan korkmaman için sen yine aynı araçla trafiğe çıkmalısın !” Ne cevap vereceğinizi duyar gibiyim !..Araya uzun bir “biip” sesi koymak gerekecek!.

Sonuç !

Muhteremler, artık hepimiz anladık ki tüm yıkıma uğrayan bölgeler, HEM DÜNYANIN EN AKTİF FAY HATLARINDAN BİRİ ÜZERİNDE , HEM DE DEPREM SIRASINDA

Depreme Karşı Ahşabın Gücü !

5 Mayısısısısıs 2000

Hepiniz bilirsiniz; mikroplar faydalı ve zararlı olmak üzere ikiye ayrılır. Mimarlık; muhtemelen faydalı mikroplar sınıfına giriyor. 35 sene önce bu mikrobu kendi isteğimle Güzel Sanatlar Akademisinden

( “O” şimdi M.S.Ü.) aldığımı itiraf ediyorum !..

Mezun olduktan sonra, maişet motoruna yakıt temin etme telaşı ile 20 yıl kadar, “ahşap atölyesi” çalıştırma gayretinde bulundum. 18 yıldır, Seramik Sanatçısı eşim ve  çocuklarımla, Bursa’nın Ürünlü Köyünde, kısıtlı malzemelerle  yaptığımız “ahşap” bir evde yaşıyorum. Son beş yıldır ; sadece proje yaparak geçinmek gibi bir takıntım var..

Bu arada her meslek sahibinin; geçim kaygısından da öncelikli, “toplumsal görevi” olduğuna inandığım; bilimsel araştırmalar, makaleler ve konferanslar ile yaşantıma anlam katmaya, hayatımızı yaşanmaya değer kılmaya çalışıyorum..

Deprem, ülkeyi kökünden sarsarken bundan hepimiz nasibimizi aldık. Herkesin mesleki bilgileri ve vicdani sorumlulukları açısından “bir şeyler yapmalıyız artık !” dediği şu günlerde, fay hattının nereden geçtiğini değil üstünde alınması gereken tedbirleri nihayet konuşmaya başladık.

NELER YAPTIK ?

“Depreme Karşı Ahşabın Gücü” nü anlatan konferans dizisinden dördüncü etkinliği 15 Ocakta Bursa ,T.K.M. de gerçekleştirdik. Sevindirici yanı salon yine dolu idi. Alıştığımız yanı da ; ilkini Mimarlar Odasının tertiplemesine rağmen “Mimarlar yine % 10’u geçmiyordu”.. İkincisi ; Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümünde, üçüncüsü; İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Oditoryumunda yapıldığından, oradaki öğrenci ve mimar ve oranlarından bahsetmiyorum. Tabii ki çoğunluktaydılar..

9 Aralık‘ta, İstanbul’daki söyleşinin ardından  yapılan panelde, çağrıma özveri ile katılıp bizi aydınlatan beş uzman dostumuzla ahşabı “enine boyuna” inceledik. Yapı Endüstri Merkezinin organize ettiği toplantıda :

Mimar Turgut Cansever ; engin deneyimi ve bu konunun duayeni vasfı ile,
Prof.Saadettin Ökten ; Ahşap konusunda Ülkemizde yazılmış üç-dört statik kitabından birinin müelliflerinden olmakla, inşaat mühendisliği yönünden,
Prof Yener Göker ; Odun mekaniği Ana Bilim Dalı Başkanı olarak,ahşabın bilmediğimiz yönlerini irdeleyerek,
Emine Erdoğmuş ; Ahşabın koruyucularını üreten Senkron firmasının Genel Müdürü ve Kimyager vasfı ile bu konunun önde gelen mücahitlerinden biri olarak,
Prof.Cengiz Eruzun da hem ev sahibi, hem de gerçek bilgi sahiplerinden biri olarak katkıda bulundular. Bu zenginlik, toplantıyı dört buçuk saate taşıdı..
Yapı Endüstri Merkezinden ; söyleşinin ve panelin sonuçlarının genişleterek bir kitap haline getirilmesi talebi geldi. Türkiye’nin dört bir yanından ilgi ve bilgi akıyor..

3 Mayısısıs ta Bursa Almira Otelde, Türk Evi Firması tarafından, 8 Mayısısısısısta İstanbul Grand Haliç Otelde ve 11 Mayısısısısısta; Anadolu yakasındaki MODOKO Mobilyacılar Sitesi İdare Binası Salonunda; ERA Tasarım+Uygulama+ Mimarlık şirketinin organizasyonunda iki konferans düzenlendi. Yine “Depreme Karşı Ahşabın Gücü !” ana başlık. Bu konferanslar teknik düzeyde, uzmanlara yönelik fakat salonların kapasitesi oranında halka da açık düşünüldü.. Böylece yedincisi organize edilen bu söyleşilerin ardından bana daima şu soru yöneltiliyor: “Toplumumuzun çoğunluğu bu gerçeklerin ne zaman farkına varacak ?” Ne zaman ki elli yedinci konferans için davet alırız, işte artık o bilinç düzeyine çoktan varmışız demektir.

Siz bu sabrı gösterirken yalnız mı kalacaksınız ? Hayır !.. “Ulusal Ahşap Birliği”nin kuruluş amaçlarından biri de

bu ; “Ahşap kullanan üretici ve tüketiciyi hiç yalnız bırakmamak”.. Tüm üretenler ve depremin zararlarını birinci dereceden görenler, güç birliği arayışı içindeler.. Ahşap Birliği kuruluşu bu arayışın en akılcı ürünlerinden biri olacak..

Şimdi şöyle bir çevreye göz atalım !. “Elimizde hangi bilgiler ve olanaklar var ? Daha sağlıklı ve daha güvenli yarınlar için neler yapabiliriz ?”  Bu sorulara cevap bulmaya çalışalım.. 

Aşağıda okuyacağınız metin, bildiklerinizi unutturmamak ve yeni sorulara temel olmak amacı ile derlenmiş, görüşlerinize sunulmuştur..

BİLDİĞİMİZ AĞAÇ, YANİ AHŞAP, YANİ TAHTA !..

Diğer inşaat malzemeleri ile fiziksel ve mimari özelliklerini karşılaştırdınız mı hiç ? Doğanın bize mükemmel iç yapısı ile  hazır olarak sunduğu bu harika malzemenin akıllıca kullanımı ile nelerin çözüme ulaştığı, hangi formların olanaklı hale geldiğini ,bilgisayar ortamındaki görsel sunu ile izlemiş olacaksınız.. Önce, bir dizi özet soru ile “durum tespiti !” yapalım isterseniz.. Ardından , bize bu soruları sordurtan güzel Ülkemizin insan hamuruna bir göz atalım ve son olarak yabancı bir uzmanın Ekim başlarında, İstanbul “Yapı Endüstri Merkezinde” verdiği konferansın Türkçe metnine kulak verelim isterseniz !.. Son olarak dediğime bakmayın.. Son söz yine bizim olacak. Çünkü bu Ülke bizim !.. Çünkü burada, aklımızı kullanarak mutlulukla yaşayabilecek iken, birilerinin akılsızlığına uyup kahırla ölmekte olan, bizleriz

AHŞABA YÖNELTİLEN TEMEL SORULAR  :

1- YANMAZ MI ?
2- ÇÜRÜMEZ Mİ ?
3- ORMANLAR YOK OLMAZ MI ?
4- SAĞLAM OLUR MU ?
5- ÇOK KATLI OLUR MU ?
6- EKONOMİK OLUR MU ?

ve cevapları :

( Size bir kopya vermek istiyorum. Bütün bu tartışmaların özetini merak ediyorsanız lütfen yukarıdaki altı sorunun sadece ALTI ÇİZİLİ  kırmızı kısımlarını okuyunuz.. Yanıtları bulacaksınız.. ) Bunlar sizi tatmin etmedi mi ? Öyle ise bu yazıyı okumaya başlamakla  iyi ettiniz..

1- Amerika’daki konutların ortalama % 90ının, Kaliforniya’da ise %99’unun ahşap olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

2- Amerika’da, 50 m2 lik “panolu” bir ahşap evin kaba montajını; iki işçinin 5 SAATTEtüm işçiliğini BİR HAFTADA bitirebildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

3- Yine Amerika’da  ortalama büyüklük olan ; 92 m2 lik MÜSTAKİL bir ahşap evin kaba yapısının 9815 $’A YANİ ;106 $ M2 ye bitebildiğini bu hali ile betonarme bir evden  % 30 İLA % 50 DAHA UCUZA çıktığını ; halı, seramik, elektrik ,sıhhi tesisat ile ısıtma sistemi dahil m2 maliyetinin 97 MİLYON TL Yİ, EVİN TOPLAM MALİYETİNİN ORTALAMA ; 9 MİLYAR TLYI GEÇMEDİĞİNİ  BİLİYOR MUYUZ ?

4- Deprem sigortası priminin beton evlerde ahşap eve göre 5 MİSLİ FAZLA olduğunu ve bütün bu sebeplerden Amerika’da betonarme evde oturmanın bir LÜKS olduğunu  BİLİYOR MUYUZ ?

5- Köprülü  yalısı 17.YÜZYIL sonlarında inşa edildiğinde Amerika’nın henüz  tarihte yer almadığını

BİLİYOR MUYUZ ?

6- Şu günlerde İngiltere’de 6 KATLI ahşap sosyal konutların inşa edildiğini       BİLİYOR MUYUZ ?

7- Paris’te de 200 M YÜKSEKLİĞİNDE ahşap DOĞAYA SAYGI KULESİnin tasarlandığını

BİLİYOR MUYUZ ?

8- Bunlara karşılık, DÜNYANIN EN BÜYÜK TARİHİ AHŞAP BİNASININ 100 M boyu, sekiz katlı bina yüksekliği ile tam 100 yıldır ayakta olan Büyükada’daki Rum Yetimhanesi olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

9- Betonarmenin ahşaba göre 5 KAT, çeliğin 13 KAT ağır olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

10- 100 m2 lik betonarme karkas sistemin yaklaşık 75 ton, 100 m2 lik ahşap karkas sistemin ise 2.5 - 4 ton arasında geldiğini, böylece temele gelen yüklerin 20 ila 30 kere daha az olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

11- 1cm Kontra plağın veya ahşabın  16 cm betonun ısı izolasyon değerine eşit olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

12- Ahşap kullanılarak 1790’DA 108 METRENİN Ren nehrinde “Limmat”  köprüsünde geçildiğini, bugün  160 m açıklığın çatılarda rahatça geçilebildiğini ve şu anda 250m’nin de geçilmek üzere olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

13- Hesap sonucu çıkan ahşap kesitinin biraz daha büyüğü kullanıldığında, dıştaki kömürleşen tabakanın doğal bir izolasyon sağlayarak iç ahşabın YANMASINI GECİKTİRDİĞİNİ BİLİYOR MUYUZ ?

14- Belli bir açıklıktan sonra kendini bile taşıyamayan betonun havlu attığını, koruma tedbiri alınmazsa çelik çatının, önce aşırı genleşme yüzünden deforme olarak taşıyıcı özelliğini kaybettiğini 600 DERECEDEN İTİBAREN çökme riski taşıdığını ve bu yüzden 15 DAKİKA içinde çökebildiğini, ısıda genleşmesi sıfır olan ahşap çatının ise yanarak taşıyıcı gücünü kaybedene kadar ORTALAMA BİR SAAT ayakta kalabildiği ve bu yüzden canımızı kurtarabildiğimizi BİLİYOR MUYUZ ?

15- Amerika’nın en büyük ve ünlü yapım firmalarından Skidmore, Ovings&Merrill’in inşa ettiği 120 x 200 m boyutlarında,17.500 kişilik Ütopya salonunun yapımında yine bu yüzden, yani YANGINA DAYANIKLI olması için ahşabın çeliğe tercih edildiğini    BİLİYOR MUYUZ ?

16- 1225 de  Ren nehrinde inşa edilen Basel  köprüsünün 1903 yılına kadar 774 yıl hizmet verdiğini, 13. ve 14.yüzyılda inşa edilen ; ahşap kolon ve çatıları olan  Kastamonu: Mahmutbey, Beyşehir: Eşrefoğlu ve Afyon Ulu Camilerinin, özel bir bakıma sahip olmaksızın 600 İLA 700 YILDIR ayakta olduğunu BİLİYOR MUYUZ?

17- 1500 yaşındaki AYASOFYA’da kemerlerin arasındaki gergi çubuklarının en eskilerinin AHŞAP olduğunu, yani dünyanın en ünlü ve eski yapılarından birinin, ASIRLARDIR AHŞABA GÜVENDİĞİNİ

BİLİYOR MUYUZ ?

18- 20.yüzyılın başında “ömrü sonsuzdur” diye anlatılan betonarmenin fiziki ömrünün, KARBONATLAŞMA VE KOROZYON sorunu yüzünden ortalama 60 YIL olduğunun artık bilimsel olarak kabul edildiğini   BİLİYOR MUYUZ ?

19- Ahşap yapılarda yaşayanların FİZYOLOJİK VE PSİKOLOJİK AÇIDAN kendilerini çok daha sağlıklı hissettiklerini, betonarme evlerde ikamete mecbur kaldıklarında rahatsızlandıklarını duymuşsunuzdur. Romatizma, astım, böbrek hastalıkları ve dolaşım bozuklukları üzerinde, BİZLE BİRLİKTE NEFES ALAN AHŞABIN olumlu etkileri olduğunu , buna karşılık betonun ; sürekli RADON GAZI yayarak  bedenimiz üzerinde TOKSİK ETKİ yaptığını da BİLİYOR MUYUZ ?

20- RADON ; radyoaktif bir gazdır. Bu yüzden, akciğer kanserinden ölenlerin % 14 ünün bina içi radona maruz kalanlar olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

21- Bu yüzden Amerika’da, bodrum katı beton olan  evlerde RADON GAZI TAHLİYE ASPİRATÖRLERİNİN

24 SAAT ÇALIŞTIĞINI BİLİYOR MUYUZ ?

22- İstanbul’da 398 ev üzerinde yapılan ölçümde 260 BEKAREL’e kadar değerler bulunmuştur. Bunların tümü beton evlerdir.. Zemini beton olan iki adet ahşap evde ; 10 BEKAREL ölçülmüştür. Zemini de ahşap geleneksel Japon evlerinde yapılan ölçümlerde ise EN ÇOK 2.9 BEKAREL radon ölçülebildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

23- Tünel kalıp tekniği ile betondan imal edilen apartmanlarda duvarlarda da  mevcut çift kat hasır demirin arasından mecburen geçen 220 VOLT  ELEKTRİK TAŞIYAN  TELLER YÜZÜNDEN MANYETİK ALAN OLUŞTUĞUNU, zihinsel ve fiziksel sağlığımızın bu yüzden risk aldığını da BİLİYOR MUYUZ ?

24- Türkiye yüzölçümünün % 26 sının ORMAN ALANI olduğunu, Avrupa ortalamasının da % 27 olduğunu, bu oranla Türkiyenin, Avrupa ülkeleri içinde en büyük orman yüzeyine sahip olduğunu

BİLİYOR MUYUZ ?

25- Orman alanlarımızın ÜÇTE BİRİNİN;KIZILÇAM yani, yapı kerestesi olmaya en uygun türlerden olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

26- Buna karşılık orman alanlarımızın % 60 ININ BİLİNÇSİZ BAKIM YÜZÜNDEN BOZUK OLDUĞUNU, dünya ortalaması % 5 iken, bizde orman ürünlerimizin % 60 ının yakacak olarak kullanıldığını

BİLİYOR MUYUZ ?

27- Dünyada ahşabı inşaat sektöründe kullanan ülkelerde ORMANLARIN KÜÇÜLMEDİĞİNİ , tersine ; bilimsel bir yaklaşım ve bilinçli bir koruma anlayışı ile hızla BÜYÜMEKTE OLDUĞUNU

BİLİYOR MUYUZ ?

28- Amerika’da ormanların her yıl kesilen miktarının % 23 Ü KADAR BÜYÜMEKTE olduğunu, yani kesilen her 100 AĞACA KARŞILIK 123 AĞAÇ yetiştiğini

BİLİYOR MUYUZ ?

29- Son yıllara kadar TÜM UZAKDOĞU’nun ; Japonya, Kore, Tayvan, Çin gibi ülkelerin tomruk ihtiyacını karşılayan Amerika’da her sene ormanların, YÜZÖLÇÜMÜ VE AĞAÇ MİKTARININ ,ORTALAMA % 10 ARTTIĞINI BİLİYOR MUYUZ ?

30- Bu bilinçli yaklaşım sırasında, HAŞARATA DAYANIKLI FİZİKİ MUKAVEMETİ YÜKSEK,  HIZLI BÜYÜYEN süper ağaçların geliştirildiğini

BİLİYOR MUYUZ ?

31- Yeni dikilen ağaçların, havanın karbondioksitini yaşlı ağaçlara göre çok daha hızlı fiitre ettiğini, böylece GENÇ ORMANLARIN, şehirlerdeki CO2 yoğunluğundan  bizi çok daha çabuk kurtarabileceğini BİLİYOR MUYUZ ?

32- Bu yüzden, BİLİNÇLİ KESİM İLE ORMAN YÜZEYİNİ YENİLEMENİN, ekolojik dengenin daha çabuk kurulmasını sağlayacağını BİLİYOR MUYUZ ?

33- Bu sebeplerden “GREEN PEACE”örgütünün tüm dünyada ahşabın yapıda kullanılmasını desteklediğini BİLİYOR MUYUZ?

34- Akıllı bir ahşap sanayii ve orman politikası ile, Amerika’daki hızın yarısı olan % 5 BÜYÜME İLE, 14 YILDA orman alanımızı  2 MİSLİ büyütebileceğimizi

BİLİYOR MUYUZ?

35- Depremde bizi öldürenin “SADECE BETONUN AĞIRLIĞI” olduğunu, ahşap evlerde ölüm riskinin sıfıra yakın olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

36- 20 yıl önce İstanbul’un kültür mirası olarak korunması projesi içinde İstanbul’a gelen Japon uzmanların, dünyada depreme karşı en dayanıklı yapının OSMANLI AHŞAP KARKAS SİSTEMİ olduğunu söylediklerini

BİLİYOR MUYUZ ?

37- Kobe depreminden sonra, BİZİM ASIRLARDIR BİLDİĞİMİZ yöntemlerle sağlamlaştırmayı nihayet akıl ettikleri ; ağır çatılı ve çöp bacaklı Japon sisteminin ve hantal kesitli  Avrupa sistemlerinin değil, bizim ATAMIZDAN KALMA çapraz çatkılı konstrüksiyona özellikle işaret edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

38- Ekonomik kesitli ve akıllıca çatılmış eski ahşap yapılarımızın sağlamlığını elde edebilmek için, o yıllarda, “bizim teknolojik bilgimize” sahip olamayan İngiltere’deki eski yapılarda 3 MİSLİ KALINLIKTA ahşap kullanıldığını BİLİYOR MUYUZ ?

39- Kesimlik ormanı olamayan İngiltere’de “ahşap” ithal edildiğinden, diğer yapı malzemelerine göre pahalıdır. Buna rağmen BÜYÜK BİR HIZLA İNŞA EDİLDİĞİNDEN ,

dolayısı ile çok daha KISA SÜRE KREDİ FAİZİ ÖDENMESİ GEREKTİĞİNDEN ve çok daha YÜKSEK İZOLASYON DEĞERLERİNE ULAŞILABİLDİĞİNDEN  ahşap evlerin kargire yani taş ve tuğla evlere tercih edildiğini

BİLİYOR MUYUZ ?

40- AHŞABIN ÇELİĞE GÖRE BAKIM MASRAFLARI ÇOK DAHA AZ OLDUĞUNDAN ve KİMYASAL ETKİLENMESİ OLMADIĞINDAN  İngiltere’de yüzme havuzlarında ve kimyasal malzeme ambarlarında da tercih edildiğini

BİLİYOR MUYUZ ?

41- Amerika’daki eski evlerin % 40 ININ MİMAR VE MÜHENDİS DENETİMİNDE YAPILMADIĞINI VE RİSK TAŞIMADIKLARI İÇİN DE DEPREM SİGORTASINA SAHİP OLMADIĞINI

BİLİYOR MUYUZ ?

42- SADECE AHŞAP oldukları için , depreme karşı alınması gereken 32 tedbirin % 30 u eksik olan Kaliforniya evlerinin buna rağmen , Körfez depremine eş büyüklükteki depremde  SADECE 25 İNSAN KAYBI  verdiğini

BİLİYOR MUYUZ ?

43- Sıkı bir denetimin ve sigorta şirketlerinin sorunu çözebileceğini sananların, Türkiye’de yaklaşık 30 bin mimar ve bir o kadar inşaat mühendisi olduğunu, bunların tümünün sigorta şirketlerinde maaşlı memur  olarak çalışmaları halinde bile, Ülkenin ihtiyacı olan YILLIK 500 BİN konut kapasitesini denetlemeye yetemeyeceğini BİLİYOR MUYUZ ?

44- Eldeki insan kaynağı ile denetleme gücüne sahip olamayacağımız itiraf edilen betonarmeyi tekrar aynı hararetle kullanmaya kalkışmanın ve “bu kez sağlam olacak” sözüne inanmanın  ASIL VE EN BÜYÜK CİNAYET olacağını artık

GÖREMİYOR MUYUZ ?

45- Almanya’da tüm yapıların % 23 ünün , Fransa’da % 17 sinin , Türkiye’de ise % 95 inin BETON OLDUĞUNU

BİLİYOR MUYUZ ?

46- Gelişmiş ülkelerin hiç birisinde Türkiye kadar betonlaşma ile karşılaşmanın mümkün olmadığını ve onların bize göre DAHA APTAL olmadıklarını

DÜŞÜNMÜYOR MUYUZ ?

47- Çağın gereklerine uygun teknoloji  ve mimari çözüm ile inşa edilen ahşap konutların “Türkiye’de de” BETON EVLERDEN DAHA UCUZA çıkabileceğini

BİLİYOR MUYUZ ?

48- En basit teknoloji ile bile inşa edilebilen ahşap konutların bize  “OTO KONTROL” olanağı verdiğini, dolayısı ile GÜVENLİĞİNİN çok kolay denetlenebileceğini

BİLİYOR MUYUZ ?

49-  ÜLKEMİZ TOPRAKLARININ % 92 SİNİN DEPREM RİSKİ TAŞIDIĞINI ve nüfusumuzun % 98inin yani en az 59 milyon kişinin bu tehlike ile her an yüzleşebileceğini

BİLMİYOR MUYUZ ?

50- Ve bize cevapları bulduracak bölümün son sorusu: Allah’ın vergisi, doğanın hediyesi aklımızın, en azından geleceğini koruyabilmek için, gerekli kararı vermekten, YENİ VE GÜVENLİ ŞEHİRLERİ kurabilmekten aciz olmadığını

DÜŞÜNMÜYOR MUYUZ ?

ÇOK KATLI MI ?

AZ KATLI MI ?

Sonuç bölümüne gelmeden önce, “yeni ve güvenli şehirler” gündeme geldiğinde akla gelen ilk soruya yanıt aramanın sırası geldi.

K1- Dünya standardına göre ideal yerleşim yoğunluğunun; 100 DÖNÜME 150 İLE, 10 DÖNÜME 150 KİŞİ  ARALIĞINDA olduğunu. BİLİYOR MUYUZ ?

K2- Bu oranın; en büyük eşikte, ortalama olarak ;  

BİR KİŞİYE 666 m2,

3 KİŞİLİK BİR AİLEYE 2 DÖNÜM, 

5 KİŞİLİK AİLE İÇİN 3.3 DÖNÜM

alan demek olduğunu 

BİLİYOR MUYUZ ?

K3- Bu üst eşikte; arazinin yaklaşık yarısının; yollar, meydanlar ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlar olduğunu varsaysak bile, 5 KİŞİLİK BİR AİLE İÇİN

1650 M2 lik bir arsanın ayrılabileceğini

BİLİYOR MUYUZ ?

K4- Batı standardı bahçeli yerleşimde alt eşik olan 10 dönüme 150 kişi de ise; aynı aileye 160 m2 lik bağımsız bir arsa verilebilmekte. Bu da; 50+70=120 m2 iki katlı bir ev ve 110 m2 bahçe olanağı sunmaktadır. Bu bahçenin, doğrudan kişilerin kullanımına sunulmuş “aktif yeşil” alan olduğunu ve böylece toplu olarak ayrılması gereken “pasif yeşil” den tasarruf edilebileceğini düşünürsek, iki kat sınırını geçmeksizin, 5 KİŞİLİK AİLE BAŞINA 200 M2 yi aşan bağımsız yeşil alan sağlanabileceğini

BİLİYOR MUYUZ ?

K5- Türkiye’nin toplam alanının 800.000 km2 olduğunu, Devletin elinde ; tarımsal, dağlık bataklık ve elverişsiz alanlar dışında 400.000 km2 arazi olduğunu

BİLİYOR MUYUZ ?

K6- Bu hesaba göre ; Ülkenin YÜZDE 5’i olan 40.000 km2 nin yani 40 milyon dönümün konuta tahsis edilmesi halinde,  60 MİLYON NÜFUSUN  “üst eşikte”, BİNDE 5’i olan 4000 km2 nin yani 4 milyon dönümün tahsisi halinde ise “ alt eşikte” fakat yine de bağımsız yeşil alana sahip olarak BİR VEYA İKİ KATLI EVLERDE OTURABİLECEĞİNİ 

BİLİYOR MUYUZ ?

K7- Türkiye’yi boydan boya geçen, yani  1.500 km boyunda bir çizgi düşünün.  Arada on misli fark olmasına rağmen hayallerimizi zorlayıp üst sınırı  örnek olarak alsak bile, bu çizginin en çok 27 km genişliğinde olacağını, tüm nüfusun BAHÇELİ EV DÜZENİNDE çizginin içine sığabileceğini 

BİLİYOR MUYUZ ?

K8- Bu genişliğin, normal bir karayolları haritasında sadece 14 mm KALINLIĞINDA BİR ŞERİT KADAR olduğunu, nüfusunun artacağı varsayımı ile 100 milyonluk bir Türkiye’nin bu haritada en fazla 2,5 cm  yer tutacağını da

BİLİYOR MUYUZ ?

K9- 19.yüzyılın sonlarında “Amerikan rüyası” olarak belirlenen üst eşikteki yaşantı, özel bir grup ilişkisi ve ekonomik paylaşım söz konusu değilse, örneğin klasik bir köy kurgusu ve tarımsal üretim söz konusu değilse, sosyal ilişkileri ve hizmet dağılımını zorlamaya başlamaktadır. Özellikle Ülkemiz gibi 50 yıldır “şehir yoğunluğu bağımlısı” olan halkın psikolojik tercihlerini de zorlayacaktır. Yeni olanakların yeni özlemler doğuracağını varsayarak fakat yine de gerçekçi bir yaklaşımla

10 DÖNÜMDE 50 KİŞİYİ, hesabımıza ve hayallerimize baz olarak alsak bile bize 12.000 km2 nin yeteceği bellidir. Bu alanın, TÜRKİYE’NİN YÜZDE BİR BUÇUĞU olduğunu

BİLİYOR MUYUZ ?

K10- “Çok katlı yapmalıyız, çünkü yer yok  !” diyenlerin ; BU HESABI BİLMEYENLER olduğunu, sadece MEVCUT RANTLARIN KORUNMASINA VE YÜKSELMESİNE hizmet ettiklerini 

DÜŞÜNMÜYOR MUYUZ ?

K11- Çok katlı olmak uğruna kalabalıklaşan şehir merkezlerinde YARIM SAAT tıkanan trafikte bekleyen bir aracın, açık bir yolda aynı süre içinde ve aynı benzinle sizi  50 km UZAKLIĞA götürebileceğini

BİLİYOR MUYUZ ?

K12- TOPLU TAŞIMAYA ÖNEM VEREREK

ulaşım sorununu çözdüğümüzde,

60 milyon nüfusun ; BAHÇELİ, MÜSTAKİL VE EN ÇOK İKİ KATLI EVLERDE yaşayabilmesinin mümkün olacağını  

GÖREMİYOR MUYUZ ?

K13- 200 YILLIK APARTMAN KÜLTÜRÜNE SAHİP FRANSA’DA 1963 YILINDA yapılan bir halk oylamasında halkın % 68’inin tek katlı evde oturmak istediğinin anlaşıldığını ve o tarihten beri iskan politikasının EN ÇOK İKİ KATLI KONUTLAR yönünde değiştirildiğini

BİLİYOR MUYUZ ?

K14- Devlet Planlama Teşkilatı tarafından 1992 yılında Marmara Üniversitesine yaptırılan ankette 60.000 DENEK ile yapılan görüşme sonucunda Türk halkının % 96 SININ TEK  VEYA İKİ KATLI EVDE oturmak istediğinin anlaşıldığını

BİLİYOR MUYUZ ?

K15-Tüm yönlendirme sorularının DPT tarafından titizlikle ayıklandığı bu ANKETİN KESİN SONUÇLARINA RAĞMEN iskan politikamızda az katlı konutlara doğru hiç bir değişimin görülmemesini

DÜŞÜNDÜRÜCÜ BULMUYOR MUYUZ ?

BİLİYOR MUYUZ ?

GÖRÜYOR  MUYUZ ?

DÜŞÜNÜYOR MUYUZ ?

SONUÇ :

S1- Ahşabın kendi AĞIRLIĞI AZ olduğundan, temele ulaşan yükler de azdır. Temel daima ekonomiktir.. Çürük zeminlerde hatırlanmalıdır ..

S2- Tahta, FARKLI  İKLİM KOŞULLARINA dayanır. İşlem görmüş tahtalar TEMELLERDE dahi kullanılabilir. Özel boyalarla YANGIN DİRENCİ arttırılabilir. “Emprenye” edilerek, yani kimyasal sıvılarla işleme sokularak ÇÜRÜME VE BÖCEK TAHRİBATI tamamen önlenebilir.

S3- Montaj ; İNSAN GÜCÜ İLE yapılabilir ve HAVA KOŞULLARINDAN ETKİLENMEZ.. Aşırı sıcak ve soğuk, yağmur ve kar; ahşap hariç tüm yapı uygulamalarını engeller.

S4- MONTAJDAN HEMEN SONRA TAM YÜKLEME YAPILABİLİR  Böylece sağlamlığı denetlenebilir.. İş bittiğinde yükünü almış yapı ayakta ise hep ayakta kalacaktır. Sonradan ortaya çıkan; kaynak hatası, eksik demir konulması ,kalıbın erken alınması gibi hayati sonuçları olan benzer yüzlerce İMALAT KUSURUNU TAŞIMA RİSKİ SIFIRA YAKINDIR.

S5- Yapı söküldüğünde, çok az zayiatla YENİDEN KURULABİLİR. Onarım ve PLAN DEĞİŞİKLİĞİ çok kolaydır.. Bireysel müdahale olanağı verir..

S6- Ahşap kendi ÇEVRESİ İLE KİMYASAL DENGEDEDİR !.. Etkilenmez ve etkilemez..

S7- AHŞAP ENERJİ DOSTUDUR. İmal edilirken ve inşa edilirken diğer yapı malzemelerine göre çok daha az enerji kullanılır. Ahşap evi ısıtmak için de çok daha az enerji harcanır.

S8- Betonun karışım suyundan ; sonraki sulamasına,  çakılın büyüklüğünden ; kalitesine, demirin kalınlığından; işleniş biçimine kadar yüzlerce faktörün bulunduğunu ve bu yüzden eldeki olanaklarla denetiminin olanaksız olduğunu ARTIK KABUL EDELİM..

S9- Çöken; çimento sanayiinin pompaladığı SİSTEMDİR. Daha çok benzin satılması için desteklenen otomotiv sektörünün, ve ardından, deniz ve demir yolu aleyhine geliştirilmek zorunda kalan oto yolların da katkısı ile Türkiye’nin başına betondan bir çorap örüldü.. ÇÖKEN VE 40 BİN KİŞİNİN ÖLÜMÜNE SEBEP OLAN BU SİSTEMDİR.

S10- Biz hala betonarme yapıların daha sağlam nasıl yapılacağını tartışıyoruz. Gelin bu kısır döngüden vazgeçelim. ve AHŞABI TEKRAR SAYGIN YERİNE KAVUŞTURALIM . Amerika’nın, Kanada’nın, Avustralya’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın Almanya’nın Finlandiya’nın ve aklı başında tüm ülkelerin yaptığı gibi..

S11- Amaç ahşap fanatikliği yapmak değildir. Ahşap ; Dünya örneklerinde görüldüğü gibi, çelik, beton,taş ve kerpiçle mükemmel bir uyum içinde kullanılabilir. Gerektiği yerde ve gerektiği biçimde.. VAZ GEÇMEMİZ GEREKEN BETON FANATİKLİĞİDİR !..

S12- Şehirler ortalama 20 yılda rant ve fonksiyon farklılaşması ile kabuk değiştirir. Biz bu günden itibaren akıllıca davranmaya başlarsak ve Tanrı bize bu kadar yıl avans verirse, TÜM DEPREM RİSKİNDEN  her gün biraz daha ve 20 yıl içinde TAMAMEN KURTULURUZ..

S13- Toplumda bu bilincin yerleşmesi amacı ile çalışmaya başladığımızda, Üniversitelerin GEREKLİ DERSLERİ , Belediyelerin; GEREKLİ YÖNETMELİK MADDELERİNİ  koyduğunu ve  bu işi bilenlerin çoğaldığını göreceğiz.. İnanın hiç de zor değil. İnsan hayatını kurtarmak için mutlaka değecektir..

S14- Gelin aklın yolunda birleşelim !. AHŞABI YENİDEN TANIMAYA VE TARTIŞMAYA BAŞLAYALIM !..

Ulusal Ahşap Birliği !

A1- Ahşabın dünyada ve ülkemizin kültür geçmişindeki örneklerini belgelemek, ekonomik önemini, giderek ahşabın hayatımızdaki yerini” belirlemek gerekmektedir. Bu konuda detaylı ve güvenilir bilgilere ulaşabilmek ve hayata geçirebilmek için ULUSAL AHŞAP BİRLİĞİ kurulmuş ve hizmet vermeye başlamıştır..

A2- Bu Birlik, Ülkemizde ahşabın yok sayılmasını engelleyecek, batılıların özel bir sempatiden değil, mantıklı nedenlerden ötürü ahşabı çok yoğun kullandıklarını, bilimsel kimliği” ile topluma anlatacak ve üyelerinin imalatı ile de örnekleyecektir..

A3- Ahşap, fiziksel özelliklerini  tarih sürecinde kanıtlamış bir yapı malzemesidir. Günümüz teknolojisinin ürettiği koruyucu maddeler ve yöntemlerle daha da üstün özellikler kazanmıştır. Bu birlik, eski bilgilerimizin tazelenmesi ve çağdaş teknoloji ile birleştirilmesini sağlayacaktır

A4- Her türlü ticari işletmeden, spor ve konser salonlarına, okullardan itfaiye binalarına kadar bir çok işlevin ahşap yapı çözümü üretilmiştir ve üretilecektir. ULUSAL AHŞAP BİRLİĞİ, bu konulardaki tüm teknik sorunların; çözüm, araştırma ve denetleme merkezi olma görevini üstlenecektir..

A5- Biliyoruz ki hiçbir ticari ya da mesleki amaç, insan hayatından daha değerli olamaz. Fakat, ahşabın yeniden keşfi, depremdeki can kayıplarını önlemekle kalmayacak, beraberinde; doğal dengelerin korunması, yeni estetik değerlerin ve sağlıklı yaşam koşullarının kazanılması gibi önemli yararlar sağlayacaktır.

A6- Birlik çalışmasından yeni haberi olanlara buradan bir çağrı yapmak istiyoruz. ; gönlünüzdeki sevgiyi, dağarcığınızdaki bilgiyi ve edindiğiniz deneyimi bu güce katabilirsiniz..

ULUSAL AHŞAP BİRLİĞİ

TEL    : 0 212- 244 15 10

e-mail : ahsap@ahsap.com

NERELERDEYİZ ?..

Mimarlar Odasında , “ezeli görevlerimizden !” sandığımız “yönetmelik revizyonu” üzerinde çalışırken, ahşap ve çeliğin depreme dayanıklı özelliklerinden bahsedip, neden yönetmeliğin bu yapı sistemlerini yok saydığını sormuştum. Bir meslektaşımdan ; “Ama biz burada betonarme yapıları tartışıyoruz !” cevabını aldım.. Ülkemizin tüm inşai gerçeğini bir çırpıda yansıtan bu cevap neler anlatmıyordu ki ?.. :

a- Başında koskoca “İmar” Yönetmeliği yazmasına rağmen, imar etmenin “beton dökmek” olduğunu bilmediğimi !,

b- Okullarımızda, betonarme dışındaki inşa sistemlerinin fena halde ıskalandığını,

c- Meslektaşlarımızın, başlarını betondan çıkarıp çevrelerindeki diğer inşa sistemlerini öğrenme ve uygulama zahmetine pek katlanmadıklarını,

d- Bugünlerde İngiltere Cardington’da  inşa edilen 6 katlı ahşap toplu konutların ve Paris’te, 2000 yılında açılışı planlanan, doğaya saygı abidesi olarak inşa edilmekte olan 155 m boyunda, 500 tonluk düşey ve 2000 tonluk rüzgar kuvvetine göğüs gerecek olan “ahşap yeryüzü kulesi”nin  bazı mimarlara hiçbir şey ifade etmediğini,

e- Yüzyılın başında hizmet ömrünün  “sonsuz !” olduğuna inandırılan betonarmenin, karbonatlaşma sorunu yüzünden başının belada olduğunu, İngiltere’nin betonarme köprü ve yolların tamiratı için yılda 550 milyon Sterlin harcadığını hiç duymadığımızı,

f- Çimento ve inşaat demirine bağımlı bir sanayinin bireylere taktığı at gözlüklerinin ne kadar etkili olduğunu,

g- Ahşabın, insanlığın elindeki, “kaynağı yenilenebilen” yegane yapı malzemesi olduğunu , hiçbir parçası ya da atığı doğa yıkımına yol açmadığı gibi aksine, onu desteklediğini bilmezden geldiğimizi,

e- Son depremde, baş roldeki suç aletinin; bir türlü doğru uygulamasını beceremediğimiz  “beton” olduğunu hala fark etmediğimizi.. Vesaire, vesire.. Biraz daha düşünürsek, alfabenin 29 harfi bu sıralamaya yetmeyecektir!..

Duayen meslek büyüğümüz Sayın Turgut CANSEVER, 1977-80 arasında  İstanbul’un, Dünya Kültür Mirası olarak korunması çalışmaları sırasında Japonya’dan gelen uzmanların : “Dünyada depreme en dayanıklı yapı sistemi Osmanlı ahşap karkas sistemidirfetvasını verdiklerini  bize hatırlatmıştı...  Kobe’den  bilgi ve görgülerini aktarmak için gelen, kapalı-çarşıdan çevrilmiş turist  muamelesi yaptığımız şirin Japon mimar dostlarımıza oda yöneticilerimizin telaşından soramadığım soruyu yemek sırasında iletmişler. Şu cevabı aldıklarını, “Baak gördün mü !” edası ile  aktardılar.. “Mimar kontrolündeki yapıların % 98’i yıkılmadı diyorsunuz.. Peki yıkılanlar kaçak mıydı ?” demek istemiştim. “Yıkılanların büyük çoğunluğu 2 katlı eski ahşap yapılardı” cevabını almışlar kahvelerini içerken..

Ahşaptan yapılan “sandal” ile ahşap “bahçe çiti” arasındaki farkı fark edecek gözlemlere ne kadar ihtiyacımız olduğu böylece anlaşılmış oldu..  Sayın meslektaşlarım; bir Japon evi ile bir İngiliz ahşap yapısı ve Osmanlı çatkısı arasındaki önemli farkları, anlaşılan bu güne dek ne merak etmişler ne de bir bilenle karşılaşmışlardı !..

söyleyen Amerikalılar, gerçekten zır deli olmalı..

Biz, son 50-60 yıldır zaten aklın zirvesini zorlamaktayız. “Hayır !” diyen mi var ?.. Baksanıza ; beton yapılara kaldığımız yerden ne büyük bir hızla başladık. İlk bitecek kalıcı konutun merdiveni, yaparken çöküverdi bir şehit verdik ama olsun. Sert bir yönetmelik maddesi ile, ikinci bir emre kadar diğerlerinin yıkılmasını yasaklarız .. Endişeye gerek yok !..

“Son Kaliforniya depremi 7.3 imiş. Marketlerde telef olan bir iki konserve kavanozu dışında hiç kayıp olmamış !.. Bunun sebebi; ahşap ve çelik çatkılı hafif yapılarmış !” safsatası ile bizi kandıracaklarını sanıyorlarsa aldanıyorlar.. Biz çimento sanayimizi aslanlar gibi koruruz. En iyi bildiğimiz inşaat sistemini bir kenara bırakıp; mimarımızın, mühendisimizin, ustamızın ve müteahhitimizin sudan çıkmış balık olmasına izin vermeyiz. Biz bu uğurda ölürüz, öldürürüz ama dönmeyiz !..

Gerekirse, bir yılda inşa edilecek 500.000 konutun başına 500.000 teknik eleman diker, göz açtırmayız alimallah.. Bu kadar kalifiye elemanı nereden buluruz ? Nasıl eğitiriz ? Nasıl besleriz gibi abes sorularla kaybedecek vaktimiz yok bizim !.. Yaparız dedik mi yaparız..

AHŞAP VE YANGIN

İsmi lazım değil bir ünlü beton sever demiş ki “Talihsiz İstanbul’un başına ortalama 100-150 yılda bir, ya deprem ya da yangın felaketi gelmiştir. Yangından sonra yapılan taş binalar depremde yıkılmış, yerine yapılan ahşaplar yangında kül olmuştur. Onun için biz betonarmeyi tercih ediyoruz !”.. Ne kadar akıllıca değil mi ? % 98’i ahşap konutlarda yaşayan Kaliforniya’nın % 2’si bile bu kadar zeki değildir !..

Birkaç saniyede yıkılıp yok olurken, altındaki canlılara “hiç şans tanımayan” betonarmeyi, deprem riski sıfıra yakın olup, tümü yanıp yıkılana kadar bazen saatler geçen ve “canlıların tümünün kurtarılma şansı çok yüksek” ahşaba tercih ediyor uzmanımız !.. Sadece alçı plaka emsali malzemelerle kaplanmış ahşap yapıların bile, hiçbir toksik duman yaymadan 30 ila 45 dakika kadar yangına dayanabildiğini, beton binadaki ; sadece plastik doğramanın tutuşması halinde bile, insanların yangından değil, kimyasal zehirlenmeden ölebileceklerini bilmiyor anlaşılan beton fanatiği  dostumuz !.. Günümüzde yangın dayanımı en az bir saat olan ahşap binaların yapılmakta olduğunu da ona hiç söyleyen olmamış !..

Yangın sonucu insan kayıplarının, binanın çatkısının yanmasından değil, içerdeki eşyaların tutuşmasından, mobilya ve yatak süngerleri başta olmak üzere, sentetik bileşime sahip araç-gerecin ani tutuşması ve zehirli duman yaymasından kaynaklandığını da itfaiye yetkililerinden hiç duymamış anlaşılan !.. Bu tip yanıcı ve patlayıcı eşya ise bütün beton evlerde doğaldır ki bol bol  mevcut ..

Yangının yayılarak diğer binaları da etkileyeceği akla geliyorsa, deprem sırasında yıkılırken yanındaki sağlam binayı da göçerten apartmanlar hatırlanmalıdır. Yangında yandaki evde yaşayanların kurtulma ihtimali son derece yüksek iken, depremde bir binanın sağlam binaya çarpması, depremden beter sonuçlar doğurmaktadır..

Bir yapı depremde yıkılmıyorsa, doğal gaz borularının hasar görmesi de söz konusu değildir. Kritik noktalarının esnek eklem haline getirilmesi halinde, iç tesisatın ahşap bir evle beraber sallanmasının herhangi bir kaçağa sebebiyet veremeyeceğini söylüyor Makine Mühendisleri.. Olası kaçak halinde, eve konan algılayıcıların 5 ila 10 saniye içinde gazı otomatik olarak keseceğini ifade ediyorlar..

Ayrıca, sadece deprem hareketini algılayan ve ilk sarsıntılar başlar başlamaz erken uyarı sistemini alarma geçirip şehrin tüm elektrik ve gaz şebekesini birkaç saniye içinde, henüz kaçak olmadan devre dışı bırakabilen sistemler var ve 1980 den beri Dünyada kullanılmakta.. Gönül ister ki deprem riski taşıyan tüm yerleşimlerimiz artık bu gibi cihazlarla donatılsın !.. Petkim için de bu sistem kurtarıcı olacaktı. Ama,“Ülke genelinde en büyük risk !” taşıyan işletmede bile böyle bir önlem akla gelmemişti nedense ?. Bir şehri sadece gaz ve elektrik kaçaklarının sonuçlarından kurtarmanın   maliyeti; o şehrin büyük yapılarından birinin maliyeti kadar bile değil !.. Yeter ki birileri, insan hayatının bedelini düşünmeye hazır olsun !..

Yangına karşı önlem alarak, hiç çıkmaması sağlanabilir . Depremin olmaması için ise hiçbir şey yapamayacağımız  unutulmamalı ! .. Doğru çatkılı ahşap evlerin depremde yıkılma riski sıfıra yakındır..  Betonarme yapılarda önlem almanın ise ne kadar zor ve kadro yetersizliğinden ötürü artık olanaksız hale geldiğini anlamış olmalıyız !..

BAK ŞU İNGİLİZ’E YA DA AMERİKALI’YA !

Senkron’dan Sayın Emine ERDOĞMUŞ  bize aktarıyor ; “THE ECONOMIST”in28 Ağustos 1999 sayısında çıkan “Türkiye’den Dersler” başlıklı makalede  aynen şunlar yazıyormuş :

“1994 Los Angeles ve 1995 Japonya ile (1999 Los Angeles de güncel ilave ) depremlerinden alınan derslerden, deprem büyüklüğü eşit olduğunda ölü sayısını etkileyen en kritik faktörün,  kullanılan yapı malzemesinin özellikleri olduğu anlaşılıyor. KATİL : AĞIRLIKTIR. Türkler ; başlarının üzerindeki yıkılan strüktürlerin altında ezildiler ..

Japonya’da sık olan tayfunlardan korunmak amacı ile inşa edilmiş ağır çatılı yapıların ölümcül olduğu ispat edildi. Kaliforniya’da ise,  beton temellere bağlanmış hafif çatkılı ahşap karkas evler titremelere dayandı. Türkiye ve yardıma koşan iyi niyetli yabancılar, ağır ve yüksek beton binaları tekrar inşa etmeden önce

"ESKİ MODA AHŞABI TEKRAR DÜŞÜNSELER İYİ EDERLER !"..

Eski moda “mimari” demiyor dikkatinizi çekerim !. Sadece “ahşap” diyor. Yani ahşabın konstrüktif biçimlenişine dikkati çekiyor. Bazıları, geleneksel Türk Mimarisini  sadece dış görünüşü ile günümüze aktarmak olarak algılamasınlar lütfen !.. Yoksa betondan “eli böğründe” ve ahşap taklidi “cumba” yapmakta, kimsenin bizi geçemeyeceğini bilmeyen varsa öğretiriz evel Allah !.

Daha da ileri giderek ; dört santime kesilmiş 20x60 doğal taş plakları, taş duvarmış gibi şaşırtma derzlerle, kremalı pasta katları misali betonun önüne kaplama konusunda da dünyadan geri kalmayız..  Kaplama olduğunu vallahi kimse anlayamaz.. Dedelerimizden kalmış taş bina sanır bazı cahiller !.. Ayıp gizlercesine betonarme kütleyi öyle bir kaybederiz ki ünlü sihirbaz David COPPERFIELD’in ağzı açık kalır.. Kandırmak ne güzel şey !..

Lafı uzatmayalım !.. Maksat ; hiçbir alanda “sahte görsel tatmin”e kapılmamak gerektiğini hatırlatmak ve ahşabın o günkü sistemle fakat bu günkü estetik anlayış ve teknik olanaklarla yeniden yorumlanması gerektiğine dikkati çekmektir. Taşmış “gibi sanki !”  binalarımızda olduğu gibi,  “tuğla duvar üstüne yalı baskısı” veya ahşap görünümlü “plastik doğramadan kafesli cumba”yı ahşapmış “gibi sanki” yapmanın, mimarlığın evrensel etiğine değil sadece modaya uymak olduğunu bilmeliyiz .. Ahşabın, çeliğin ,tuğlanın, kerpiçin ve de betonun gerekirse beraberce ama her biri kendi görevini yapacak biçimde kullanılmasının ayıp olmadığını öğrenmeliyiz .

“Nerede bizde öyle orman ? Canına okuyalı çok oldu !” diyebilecek doğa severlere bir açıklamam ve bir müjdem var : İngiltere’de kesimlik orman, doğanın cilvesi olarak hiç yokken ahşap konut yine de yaygınmış. Ağacı bu maksatla kullanabilen Ülkelerin ormanları ise eksilmiyor, aksine artıyormuş.. Neden ? derseniz ; işlerine yarayan ormanı geliştirmek için yeni yöntemler icat etmekte imişler de ondan !.. Doğanın gönüllü bekçisi “Green Peace” örgütü de bu yüzden ahşap konutları destekliyor !..

Bakarsınız biz de bu yolla akıllanır, doğayı sevmeyi öğreniriz !.. Hele THE ECONOMİST’in dediği gibi ; “eski moda ahşabı gündeme taşıyalım” sonrası kolay !..

BİRAZ “MİZAH” TAKILALIM !

Artan sorunlar ve vergilerle iyice bunalan tebası zil takıp oynamaya başladığında “tehlike sınırına geldik, artık yeni vergi koymayalım” diyen bilge padişahın hikayesini bilirsiniz !.. Deprem sonrası ortaya konan bilgi ve bulgular karşısında duyarsızlığı sağır sultanı geçen yetkililer yüzünden  “oynatmaya beş kaldı !”.. Zillerimizi takmadan biraz şakanın dozunu arttırırsak belki de yaklaşan tehlikeyi farkına varırlar !.. Bir deneyelim mi ? Aklıselim sahiplerinin, neyin “tersinin” doğru olduğunu bileceklerine güveniyorum ..

İngiliz’dir, delidir ne söylese yeridir.. Bilmiyor ki ; şu anda çala kalem yönetmelik çıkaran ve kış telaşı ile beton binalara gaz veren, ölümcül kararlara imza atan tüm yetkililer bir dahaki körfez depreminde zaten çoktan ölmüş olacaklar. Malum 100 ila 250 yılda bir beklenirmiş böylesi felaket !.. Biz ne zaman çocuklarımızı, hele hele torunlarımızı ve sonrasını düşündük ki şimdi düşünelim ?. Hükümetlerimizin ve bürokrasinin “tabiatına aykırı” şeylere bizi teşvik etmeyin !..

“Körfezde bir dahaki büyük deprem ancak 100 yıl sonra olur. Onun için kalbinizi serin ,kendinizi sıcak tutun !.. Soğukta çadırlarda ya da çadır kabası prefabrik barakalarda üşümektense, az hasarlı, orta hasarlı evlerinize geçip paşa paşa oturun” diyebilen ; cin fikirli, uzman ; bilimselimsi, bürokratımsı, üstelik nüfusa da kayıtlı akıl verenlerimiz var.. Sırtımız yere gelmez !..

94 depreminin olduğu Northridge Los Angeles , A.B.D nin en gelişmiş bölgelerinden biri.. Konutların % 99’ u ahşap..  Ah şu şaşkın Amerikalılar.. Nerede yaşadıklarının farkında değiller.. Bir çok okul ve orta büyüklükteki iş yeri de ahşap üstelik.. Bunlar akıllanmazlar !..

Bakın şu deprem sonrası raporuna da bana hak verin.. Amerikan konutlarının sadece % 40’ı deprem sigortasına sahipmiş. “Gerek yok ! niye yıkılsın ki ?” diyorlarmış.. Bize inat gerçekten de yıkılmıyormuş bu ahşap binalar !.. Nerede bizim aklı evvel yöneticilerimiz ?. % 60 Amerikalıyı ölümden döndürmenin tek yolunun “sigortalamak !” olduğunu niye eski müttefikimize öğretmiyoruz ?.. İş bilir sigortacılarımız uyuyor mu ? Koskoca bir “Amerikan pazarı” onları bekliyor !..

Alın bir tespit daha : Son on beş yıl öncesi yapılan “Konutların çoğu mühendis kontrolünden geçmemiş !..” “Bunlar adam olmazlar !” diyesim geliyor ama haklılar .. Onlar da bizim gibi 500.000 kişilik yetişmiş teknik eleman ordusuna sahip olsalar, göz açamazdı  kontrol kaçkını uyanıklar !.. Bunlar; ahşap sistemin basitliği ve göz önünde çatılması sırasında, kendi kendilerini kontrol ettiklerini mi sanıyorlar yoksa? Bu konuda Amerikan halkına yardım teklif etmeliyiz !..

“Perde duvarlarında çatlaklar ve çelik binalarda hasarlar mevcutmuş.. En ilginç örnek de; kalite kontrol yöntemlerinden geçtiği saptanan (zaten Amerika’da başka çaresi yoktu !) bir çelik yapını, kaynak hataları nedeni ile taşıma gücünün % 75 ini kaybetmiş olması..”

Birincisi ;  bizdeki gibi sıfır hatayla çalışmaya alışık inşaat ekipleri yok.. Hele bizdeki kaynak profesörü kaportacıların “demirden adam yapma !” becerisinden haberleri bile yok..

İkincisi ; Bizim Teknik Üniversitelerimizde eğitim gören Amerikalıya hiç rastlamadım. Eh! bu kadar bilgi ile yapacakları beton perdeden bu kadar hayır gelir..

Ne sigortanın ne de sımsıkı bir kontrol düzeninin değil oto kontrol sağlayabilen doğru bir inşa sisteminin, sorunu temelden çözeceğini sanıyor Amerikalılar !..

Betonarme hayranı bir iki mimarımızla, bu işi bilen teknik ekibi, bir de gönlümüzden kopan folklor ekibi ile güçlendirip  derhal Amerika’ya yollamalıyız.. Dost dediğin böyle zamanda belli olur !..

BU DA GÖREV SAYILIR !

Şimdi isterseniz İngiliz Uzman Mühendisin konferansına kulak verelim. Neleri hala “öğrenemediğini !” saptayalım ve Amerika’ya göstereceğimiz ilgi ve şefkati İngilizlerden esirgemeyelim..  Hepsi İngilizce konuşuyor ne de olsa, ayrım yapmak bize yakışmaz .. Mizahi tutumumuzu sürdürerek son görevlerimizi de yerine getirelim..

Neler mi yapalım ?..;

  1. Ağır ceza ve yaptırım içeren yönetmeliklerimizi tez elden İngilizce’ye tercüme etmeye başlayalım.
  2. 500.000 yapıyı denetleyecek kontrol örgütünü nasıl yetiştirdiğimizi, bunun iki mislini örgütlemenin bize vız geleceğini, kafalarına vura vura anlatalım..
  3. Yine de ölecek olanların ; “Tanrının gazabı”na uğradıklarını, ölenlerin, bazılarını hiç ilgilendirmediğini deprem şiddetini vurgulayan pankartlarla bir güzel açıklayalım..
  4. Böyle bir durumda toplanan paraların başka hiçbir işe yaramasa bile, memur maaşlarını ödemeye kesin yarayacağını yetkililerinin kulağına fısıldayalım..
  5. Meslek odalarının, eğitim, bilimsel çalışma ya da topluma karşı yükümlülüklerinin olmadığını öğretelim. Tek görevleri; yönetmelik ve kanunların tıkalı maddelerini açmaya çalışan “başarılı bir lavabo açacağı” olmaktır diyelim. Rahatlasınlar !.. Yönetmelikle bir zorları yoksa tatile çıksınlar !..

Düşünebiliyor musunuz ; sadece Amerika ve İngiltere’de bile her şeyin betondan yapılmaya başladığını.. Eski dev petrol tankerleri ile Türkiye’den çimento ihracının başladığını.. “Ben kimin derdine çare olabilirim ?” diye kıvranan teknik elemanlarımızın yüksek transfer ücretleri ile yurt dışında insanlık görevi yaparken köşeyi de döndüklerini..

Göğsünüz kabardı değil mi ?.. Benimki de !..

Ciddiyetimizi takınmanın da sırası geldi galiba.. İngilizlerin şakadan anlamadıkları doğruymuş !.. Çünkü DAVIT YEOMANS’ın  anlattıkları gerçekten ciddi !..

Halen Liverpool Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışan İnşaat Mühendisi YEOMANS, 1963 de Imperial College’den mezun olmuş. Doktorasını “ahşap iskelet sistemleri” üzerine vermiş. İlk işine Ove Arup Londra ofisinde başlamış. Oxford Mimarlık Fakültesi, Manchester Üniversitesi Mimarlık Fakültesinde Akademik kariyerini yapmış..

UNESCO danışmanı olarak İstanbul’da Fener-Balat Rehabilitasyon projesinde çalışan YEOMANS, Süleymaniye ve Zeyrek’teki ahşap evler ile İstanbul Surlarında araştırmalar yapmış. Ahşap yapı ve yapım sistemleri hakkında üç kitabı bulunuyor.. İşte söyleşisi :

“DEPREME KARŞI AHŞAP YAPILARIN GÜVENİLİRLİĞi”

Deprem sonrası birçok evini baştan inşa etmek zorunda kalacak olan Marmara bölgesi, ahşap karkaslı inşaat geleneğini yeniden canlandırmalıdır. Ahşap karkas yöntemi, oldukça büyük felaketler doğurduğu görülen betonarmeden daha güvenli bir inşaat şeklidir.  Yeniden inşaat sürecinde ahşap; beton ve tuğladan daha basit bir yoldur. Burada sözü edilen ; acil durumlar için ve geçici olarak yapılacak ahşap binalar değil, depremlere karşı daha dayanıklı olan ve İstanbul bölgesinin iklimine en az beton ve tuğla kadar uygun olan, kalıcı ahşap binalardır.

Ahşabın depreme dayanıklılık  bakımından neden betonarme binalardan daha iyi olduğunu anlamak için, öncelikle bir deprem sırasında neler yaşandığını düşünelim

birlikte !. Deprem sırasında yer hareket eder. Bu hareketin binaya aktarılması ve binanın da yer ile beraber hareket etmesi gerekir. Bu hareket sırasında ortaya çıkan kuvvetler bina üzerinde etkili olur. İnşaatta kullanılan malzemelerin bu kuvvetlere dayanamaması sonucunda bina çöker.

Doğal olarak bina ne kadar ağırsa, yer hareket ettiğinde aktarılması gereken kuvvetler de o derece büyük olur.. Dolayısı ile, bina ne kadar hafifse, bina içinde dolaşan kuvvetler de o derece küçük olacaktır. Zeminin ve çatının daha hafif bir malzemeden yapılmış olması halinde, duvarların da daha az bir kuvvete dayanmasının yeterli olacağı çok açıktır. Ancak aynı durum, duvarların kendisi için de geçerlidir. Duvarlar daha hafif yapılırsa, bunların üzerinde etkili olan kuvvetler daha da küçük olacaktır.

Daha hafif ama daha zayıf bir malzeme işimize yaramaz. İhtiyacımız olan malzeme; ağırlığına göre sağlamlık oranı yüksek olan bir malzemedir. Gerçekten de ahşabın kuvveti, yaygın olarak kullanılan beton cinslerinin kuvvetine hemen hemen eşittir. Ahşap, çok daha hafif bir malzeme olduğundan, sağlamlık-ağırlık oranı çok daha yüksektir. Yani çok daha iyi bir inşaat malzemesidir ..

YAPILARIN DİRENCİ NASIL SAĞLANIR ?

Yüksek bir “sağlamlık-ağırlık” oranına sahip olan ahşap bu yüzden, depreme daha dayanıklı binaların inşasında kullanılabiliyor. Ama acaba ahşaba gerekli inşai şeklin verilmesi mümkün mü ? Bu soruyu cevaplamak için, bina içinde kuvvetlerin nasıl iletildiği konusuna biraz daha yakından bakmamız gerekiyor.Yatay kirişleri taşıyan sadece bir dizi düşey direk, futbol kalesinde olduğu gibi, hiçbir stabilite (bozulmaz denge) sağlamaz. Böyle bir sistem en ufak bir kuvvette devrilir. Dolayısı ile başka bir yönteme ihtiyacımız olacaktır. Sağlam dengeyi elde etmenin iki yolundan biri ; binanın köşelerini çaprazlama birbirine bağlamak, ikincisi ise;  köşeleri sağlam ve hareketsiz kalacak şekilde inşa etmektir.

Demirle sağlamlaştırılmış beton ve tuğla yapılarda her iki yöntem de kullanılmıştır. Betonarme karkaslarda ; köşeler uygun sağlamlaştırma malzemeleri ile sabit hale getirilir. Buna rağmen kolonların alt ve üst kısımlarında aktarılması gereken çok büyük kuvvetler var olmaya devam eder. Bu kuvvetlere karşı dayanıklılık, kolon boyunca ilerleyen demir çubuklarla değil, bu demirlerin etrafına bağlanan çubuklarla, “etriye” dediğimiz çerçevelerle sağlanır. Bu çubukların genellikle sadece bağlantı parçasından ibaret olduğu düşünülür ve ortalama bir inşaatçı bu kuvvetlerin aktarılması için ne kadar sağlamlaştırma gerektiği konusunda yeterli bilgiye maalesef sahip değildir.

Betonarme bir karkasın stabilitesini sağlamanın bir diğer yolu, duvarları dolgu olarak kullanmaktır. Ancak bu yöntem de bazı sorunlar yaratır. Bina üzerinde etkili olan yatay kuvvetler, duvarlarda çapraz kuvvetler yaratır. Bu kuvvetler ;  duvarı  çerçevesinin köşe noktalarını zorlar ve gerekli miktarda sağlamlaştırıcı eleman kullanılmamışsa kolonlar bağlantı noktalarından ayrılabilir.

Peki ahşap karkaslı binalarda bozulmaz denge nasıl sağlanır  ?.. Geleneksel ahşap karkaslı  binalarda ; marangozlar, çerçevenin ilk kalaslarını diyagonal kalaslarla desteklerlerdi. Ancak, bu çapraz kalaslar, depremin yarattığı kuvvetlere karşı yeterince dayanıklı değildi. Çerçeve üzerine çivilenen geniş kaplama levhaları yatay kuvvetlere karşı hatırı sayılır bir direnç yaratıyordu. Çakılan bu levhalar gerekli güvenliği sağlıyordu.

Modern ahşap karkaslı binalarda bu amaçla ; kontrplak veya fiber levhalar kullanılır. Ahşap çerçeveye çivilenen bu levhalar çerçevenin stabil hale gelmesini sağlar. Bu sistemin yatay kuvvetlere dayanma gücü, hem kullanılan levhaların sağlamlığına ve kalınlığına, hem de bu levhaları çerçeveye bağlamakta kullanılan çivilerin ne derece aralıklı olarak çakıldığına bağlıdır. Bu inşaat tekniği, Amerikanın deprem bölgelerinde sağlamlığını kanıtlamıştır.

BETONARME Mİ ?  AHŞAP KARKAS MI ?

Betonarme ile ahşap karkas yöntemini karşılaştırdığımızda, ahşap karkas yönteminin hem “sağlamlık-ağırlık” oranının yüksek olması, hem de inşaatının kolay olması bakımından daha iyi bir yöntem olduğunu görüyoruz. Güvenli betonarme binalar yapmak mümkündür. Ancak, bu binaların güvenilirliği ; beton karışımının doğru bir şekilde yapılmasına ve gerekli miktarda güçlendiricinin doğru şekilde kullanılmasına bağlıdır. Bu ; tecrübe gerektiren bir iştir. Karışımda gereğinden fazla su kullanıldığında, betonun dayanıklılığının ciddi ölçüde düşeceği göz önüne alınırsa, bu inşaat tipinin düzgün şekilde yapılabilmesi için özenli bir denetimin şart olduğu anlaşılacaktır.

Buna karşılık, ahşap karkaslı binalarda,  inşaatın doğru biçimde yapılıp yapılmadığı kolayca denetlenebilir.  Çiviler arasında ne kadar aralık bırakıldığı bir bakışta görülebilir. Bu tip inşaatlarda da hiç kuşku yok doğru malzemenin kullanılması gereklidir. Ahşap inşaatta malzeme sınıfının üretici tarafından markalanarak belirlenmiş olması sayesinde, doğru malzemenin kullanılıp kullanılmadığı, yerinde inceleme yapılarak kolayca tespit edilebilir.

Ahşap karkaslı binaların bir başka avantajı, inşaatın çok hızlı tamamlanmasıdır. Çoğunlukla geleneksel ahşap evler, kuruldukları yerde hazırlanarak inşa edilmişlerdir.  Ancak modern inşaatçılıkta bunun böyle olması şart değildir. Kalaslar ve kontrplaklar bir atölyede hazırlanarak hızlı bir şekilde yerine monte edilebilir. İnşaatın hızı, doğal olarak ne miktarda prefabrike malzeme kullanıldığına bağlıdır. Fabrikada üretilmiş büyük ahşap evler, iç döşemeleri ve doğramaları ile birlikte konteynerlere konularak paketlenebilir. Bu tip evler, temel işleri tamamlanmış yerlerde bir vinç yardımı ile yarım gün içinde kurulabilir.

Doğal olarak bu imalat, fabrikadaki üretim aşamasında hatırı sayılır derecede karmaşık yöntemler kullanılmasını gerektirir. Fakat her aşamanın fabrika ortamında denetimi şantiye denetiminden çok daha kolay olacaktır. Diğer taraftan, basit ahşap evler, basit bir atölyede de el ile imal edilebilir. İki kişinin taşıyabileceği kadar hafif olan levhalar normal bir kamyonla inşaat mahalline taşınarak birkaç gün içinde eksiksiz bir ev haline getirilebilir.. İnşaat süresi ; tek katlı bir ev için ; 2-3 gün, iki katlı bir ev için ise ; yaklaşık olarak 5 gündür. Bu tip evlerin kurulduktan sonra döşenmesi bile, inşasından daha uzun zaman alır.. Bunların, marangozhanelerin çoğunda kolayca üretilebilir nitelikte olması büyük bir avantajdır. Bu iç için gereken atölye, birkaç basit alet yardımı ile kısa sürede kurulabilir.

Ahşap karkaslı binaların doğal olarak, bir yükseklik sınırı vardır. Ancak, dört kata kadar ahşap binalar Amerika’da yaygındır. Yangına karşı koruma ve daireler arası ses yalıtımı üzerinde yoğun çalışmalar yapılmış, malzemeler ve yöntemler geliştirilmiştir. Bu inşaat tipinin bir diğer avantajı; güçlü ısı yalıtım sistemlerinin kolayca monte edilebilmesi sayesinde kış mevsiminde ısıtma, yazın soğutma ihtiyacının azalmasıdır..

Ahşap karkas yöntemi, depremden zarar görmüş Marmara bölgesi için, gelişmiş teknolojiye dayanan, güvenli bir inşaat yöntemidir. Bu teknolojinin, çeşitli fonksiyondaki binalar için de uyarlanması mümkündür. Hızlı bir şekilde yapılabilen bu binalar, insanların evlerine daha çabuk kavuşmasını sağlayacaktır. Ve kişisel görüşüme göre betonarme binalardan çok daha güvenli olacaktır..

Diyor DAVIT YEOMANS !..

SÖZ YİNE BİZİM !

Bir yabancının, sorunlarımız hakkında araştırma yapıp, genel doğrular çerçevesinde ve aklın yolunda buluşması sevindiricidir. Ne onun; bizim “onayımıza” gereksinimi var ne de bizim; onun “destek atışına”.. Fakat itiraf etmek gerekir ki toplumumuzu etkilemekte ve yönlendirmekte  “ithal fikirler” daha etkin oluyor nedense ?..

Buyurun öyleyse İngiliz Mühendisin çözüm önerisini.. Üstüne ya da altına bizimkileri de ekleyin ve kararınızı verin !.. Verin ki; sizin adınıza sorumsuzca karar verenler ve bizler bu dünyadan göçüp gittikten sonra yaşamaya devam edecek olan kuşaklar, bizi anarken yüzlerini buruşturmasın !.. Verin ki ; bizim için yapılan ve “aceleye gelen” yeni beton yapılar “ecele” yeni kapılar açmasın !..

“Merak edecek bir şey yok, paniğe kapılmayın, Marmara bölgesinde daha büyük bir deprem olmaz !” deyip toplumu rahatlatan “sorumlu !” profesörlerimiz

vardı !. “Peki, kesin olmayacak diyebilir misiniz ?” diye sıkıştırıldıklarında; çaresizlikle ellerini açıp; “garanti Allah’a mahsustur !” demekte idiler. Bunu biz de biliyorduk !..

Farkında iseniz artık teselli veren kalmadı. “Yarın ya da 30 yıl sonra, ama mutlaka büyük bir deprem olacak !” noktasına geldiler. Bu deprem riskinin Türkiye genelinde başka bölgelerde de göz ardı edilemeyecek sonuçları olacağına dikkati çekiyorlar. Peki yetkililerimiz, ceset torbası biriktirmek ve sağlam çadır temin etmek dışında ne

yapıyor ? Hiç de inandırıcı olmayan; “Bu sefer yıkılmayacak” garantisi ile yapılan çok katlı betonarme konut girişimleri dışında, “bir veya iki katlı” ve tüm dünyanın yaptığı gibi “ahşap” toplu konutların yapıldığını gören var mı ?..

İş başa düşmüştür !.. O yüzden bu karar; önce vicdani sonra ahlaki bir sorundur. Son günlerin moda tavsiyesine uyarak; “olacakmış gibi tedbirli, olmayacakmış gibi sakin” olmalıyız.. Fakat bir an önce, “geleceğimiz için” karar vermeli, “ahşabın hayatımızdaki yeri”ni bir daha gözden geçirmeliyiz !..

Y.Mim. Çelik ERENGEZGİN 

celik@erengezgin.net

İSTANBUL’DAN BAKINCA ;

DEPREM VE AHŞAP..  

15 Mart 2003

Depremden bu yana acı gerçekleri ve onarılmaz kayıpları unutmamızı kolaylaştıran yeterli süre geçti gibi.. Laf aramızda, başlıktaki “İstanbul’dan Bakınca” yı,derginin İstanbul’u temel alan içeriğine yakışsın diye ekledim.. Ama, yazıyı bitirdikten sonra yanlış yaptığımı düşünmeye başladım. Çünkü olan bitenin İstanbul’a özgü yanı hiç yok gibi. Yani Ahşaba ilişkin, bazı çevrelerdeki duyarsızlıktan şikayet ediyorsak bu tüm ülkemiz için geçerli. Tersine, bir heyecan ve bilgi talebi kıpırtısından bahsediyorsak bu da İstanbul’a özgü artış göstermiyor.. Halbuki, ahşabı asırlar boyu denemiş, sınamış, kültürünü var etmiş, en seçkin örneklerini sergilemiş, hele hele depremden derin yaralar almış bir bölgenin, konuya öncelikle sahip çıkması, bayrağı taşıması gerekirdi değil mi ?.. İnşallah bir

gün !..

Ahşabın ne işe yaradığını, dönüşümlü yegane yapı malzemesi olan bu doğal ürünün değerini tekrar anımsatmakta fayda var galiba.. 

Depremin hemen ardından başlattığım, “Depreme karşı Ahşabın Gücü” başlıklı konferans dizisinde, Amerika’daki konutların % 90’ının, hele Kaliforniya’da % 99’unun ahşap olduğunu söylediğimde özellikle bazı medya mensuplarından “atma din kardeşiyiz” tarzında nazik mesajlar almıştım. Beton yapı oranında dünya şampiyonu bir ülkenin eğitimini alan herkesin düşebileceği bir yanılgı idi bu.. O yüzden hoş karşılayıp kendilerine resmi istatistikler sunmakla yetinmiştim.

O günden bu güne köprülerin altından çok sular aktı. Ulusal Ahşap Birliğini bir avuç gönüllü ile kurduk, bugün üyelerimiz yüzü aştı. Üniversitelerde çağrılı olarak dersler ve konferanslar vermeye başladık. Yani, atamızdan miras olarak devralıp, dedelerimiz zamanında unuttuğumuz ya da unutturulduğumuz ahşap kültürü yeniden canlanmaya başladı gibi.. En azından artan merak, bu ümidi destekliyor..

Ahşap yapılarda yaşayan insanların deprem riski taşımadığını, eş büyüklükte depremler yaşayan Amerika’da sadece market raflarındaki kavanozların kırıldığını anlatmaya çalıştık.

“Evleri ahşaptan yapmaya başlarsak ormanlarımız yok olmaz mı ?” diyenlerin de aynı eğitim sorunu yüzünden yanlış bilgilendiklerini, hangi ülke konut sektöründe ahşabı kullanıyorsa o ülkenin ormanlarının küçülmek şöyle dursun muntazaman büyümekte olduğunu belgeledik.  

“Peki yanmaz mı ?” sorusu ile bizi köşeye sıkıştırdıklarını sananlara da, örneğin yanan çelik bir çatının 300 derecede akma sınırını aşan malzeme yüzünden on dakikada başınıza çökebileceğini, halbuki ahşap çatının, en az bir saat yangına dayanarak size kaçacak zaman bırakacağını örnekleri ile anlattık. O yüzden artık kamuya açık büyük toplantı salonlarında yangın riski yüzünden çatıların ahşap olması zorunluluğunun konduğunu söyledik. Tabii bu zorunluluk henüz bizim umursadığımız bir şey değildi..

Yangına karşı dayanımı artsın diye çelik kolonların ahşap ile kaplandığını örnekledik. Aynı yangını geçirmiş çelik yapı hurdaya çıkarken, betonarme bir yapının can güvenliği açısından artık güvenilmez hale geldiğini, çünkü soğuk çekme ile sertleştirilmiş inşaat demirlerin artık yumuşak demir haline geldiğini, yangında şiddetle genleşme ve sonrasında  büzülme sonucu beton aderansının azaldığını ve oluşan kılcal boşluklardan ötürü  korozyonun hızlandığını anlattık. Halbuki ahşap bir yapının basit bir yenileme ile tekrar yaşanabilir hale gelebileceğini gösterdik.

“Çürümez mi, dayanıklı olur mu ?” kritik sorusunun cevabı ise, 300 yıllık yalılarımızda, 700 yıllık ahşap camilerimizde, 1500 yıllık Ayasofya kemerlerinin gergi çubuklarında, toprak altındaki 4500 yıllık ahşap lahitlerde saklı idi.. Betonun fiziki ömrünün 60 yıl, plastiğin 15 yıl olduğu artık bilimsel olarak kabul edildi. Genleşme, yangın riski ve manyetik alan sorunları yüzünden çeliği de konut sektöründe arka plana atınca, en dayanıklı yapı malzemesinin ahşap olduğu artık anlaşılmıştır..

En az enerji harcanarak elde edilen inşaat malzemesi olmakla, ekolojik döngüye katkısı bir daha anlaşılan ahşap hakkında tek kurşunu kalan muhalifler, “Çok katlı olur mu ?” sorusunu büyük bir ümitle yöneltmekteler. Onlara yanıtımız da şöyle olmakta. Çok katlı yapılar, ihtiyaçtan değil zorla yaratılan rant endişesinden doğmuş ve insanlığın başına musallat edilmiştir. Buna rağmen ülkemizde kat adedi ortalaması 6’yı geçmemektedir. Şu anda dünyada 6 katlı sosyal konutlar ve apartmanlar zaten inşa edilmektedir. Buna kendimizden çarpıcı bir örnek verebiliriz. Dünyanın en büyük ahşap binası olarak bilinen, Büyükada’daki eski Rum Mektebi, 100 metreye 30 metre ölçülerindedir. 28.50 kotu ile  8 katlı bina yüksekliğindedir. İçinde yüksek tavanlı 6 katı vardır. Kışla ve okul görevlerini 80 yıl yerine getirdikten sonra son 20 yıldır terk edilmiştir. Buna rağmen 100 yaşında, yıkılmamış ve hala ayaktadır..

Benzer bir betonarme yapıyı 20 yıl boyunca kapısını penceresini açıp terk ederseniz, can emniyeti yönünden o yapıya tekrar girip yerleşemezsiniz. Çünkü korozyon artık betonarme özelliğini yok etmiştir. Halbuki sözünü ettiğim binanın hala zemin kat kolonlarındaki yağlı boyalar sağlamdır. Çok zor olmayan bir tamirle tüm yapı yeniden kazanılabilecek durumdadır...

Bunları anlattık her yerde, örnekledik, belgeledik.. Peki sonucunda ne oldu ? Ahşap yapıların inşasında patlama mı oldu ?.. Hiç de değil.. Sadece soranlar çoğaldı..  Bunu da yadırgamamak gerek. En az otuz yıllık bir ihmalin yarattığı eğitim boşluğunu iki yılda doldurmak zaten mucize olurdu..

Sanırım bizlere düşen görevler şimdi daha okunaklı hale geldi. Önce eğitim vererek, sonra örnekler sunarak ve sabırla bekleyerek, halkımızda talep yaratmalıyız. Eksik yönetmelik ve kanun maddelerini hiç umursamıyorum. Yeterli talep olgunlaştığı gün bunun önünde hiçbir bürokrat direnç gösteremeyecek, Uluslararası standartlara uygun ahşap yapı yönetmelikleri hayata geçecektir.. Bu konuda bilinçlenmek için de Avrupa Birliği’nin baskısını beklemeyelim ne olur. Halkımızı bilgilendirelim, bilinçlendirelim ve değişimi gerçekleştirelim. Yani bu da bizden, yani kendiliğinden olsun..

Buna yönelik çalışmalar Ulusal Ahşap Birliği bünyesinde zaten başlamış durumda.. Elimizden geldiğince Ankara kaynaklı yönetmelik ve kanun maddelerinin temel yanlışlarına müdahale etmekte ve detaylı öneriler hazırlamaktayız. Ne var ki, beton ve çelik lobisinin siyasi baskısını aşacak gücü yine halkın desteği ile elde edebileceğimizin farkındayız. Her şeye rağmen, biraz uzun olsa da doğru ve sağlıklı bir yolda olduğumuzu bilmek bize güç ve güven veriyor..

Siz sormadan ben söyleyeyim. Birileri, üniversitelerimizin mimarlık bölümleri ile örneğin çağdaş ahşap yapılar ya da geleneksel yapıların taşıyıcı sistem araştırmalarına ilişkin ne gibi projeler yürüttüğümüzü sual ediyorlarsa böyle şeyler için hiç merak buyurmasınlar derim. Çünkü kendilerinden bu güne kadar, zaman zaman yaptığımız konuşmalar dışında böyle bir yardımlaşma talebi gelmemiştir. Örneğin, deprem sonrası Amerikalı deprem uzmanı Profesör Stephan Tobriner’in benden istediği, eski bir Osmanlı ahşap yapısının konstruktif rölövesini hiçbir üniversitemizde bulamamanın utancını hala taşımaktayım..

Ya ahşap onlar için hayati bir önem taşımamaktadır, ya da bu konuları çok iyi ve yeterince bildiklerini düşünmektedirler. Bizi üzen duyarsızlık sizleri de üzerse bu iletişimsizlik mutlaka çözülür. O gün, hiçbir şey olmamış gibi tüm olanaklarımız ve uzmanlarımızla öğrencilerinin eğitimlerine yardımcı olabileceğimizi bilmelidirler..

Ayrıca, Mimarlar Odasının görevleri arasında böyle konularda halkı aydınlatmak da vardır diye düşünenlere de sevgili odamızın, konuya “bir iki kez yaptık işte, yaza da yeter kışa da” mantığı ile yaklaştığını söylemem gerekir.. Sanırım onlar üzerinde de kamuoyunun yeteri ölçüde baskısını yaratamadıkça bir kıpırdanma sağlanamayacak..

Y.Mim. Çelik ERENGEZGİN

celik@erengezgin.net

GELİN AHŞABI TANIYALIM..

1- YANMAZ MI ?
2- ÇÜRÜMEZ Mİ ?
3- ORMANLAR YOK OLMAZ MI ?
4- SAĞLAM OLUR MU ?
5- ÇOK KATLI OLUR MU ?
6- EKONOMİK OLUR MU ?

Ahşaba yöneltilen bu temel soruların yanıtlarını merak ediyorsanız lütfen sadece ALTI ÇİZGİLİ KIRMIZI kısımlarını okuyunuz.. Yanıtları bulacaksınız..  
Bunlar sizi tatmin etmedi mi ? Öyle ise aşağıdaki sorulara bir göz atmanız gerekiyor…

1- Amerika’daki konutların ortalama % 90ının, Kaliforniya’da ise %99’unun ahşap olduğunu ve ALTI KATA KADAR apartmanların ahşap inşa edildiğini, 200 m açıklığın geçilebildiğini  BİLİYOR MUYUZ ?

2- Amerika’da, 50 m2 lik ahşap evin kaba montajını; iki işçinin 5 SAATTEtüm işçiliğini BİR HAFTADA bitirebildiğini, seri imalata girildiğinde 120 m2 bir evin halısına kadar BİR AYDA bitebildiğini

BİLİYOR MUYUZ ?

3- Buna karşılık İstanbul’da 300 YAŞINDAKİ AHŞAP Köprülü yalısı inşa edildiğinde Amerika’nın henüz  tarihte yer almadığını, yani bu inşa tarzını atamızın dedemizin de çok iyi bildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

4- Ayrıca, DÜNYANIN EN BÜYÜK TARİHİ AHŞAP BİNASININ 100 M boyu, sekiz katlı bina yüksekliği ile tam 100 yıldır ayakta olan Büyükada’daki Rum Yetimhanesi olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

5- Betonarmenin ahşaba göre 5 KAT, çeliğin 13 KAT ağır olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

6- 100 m2 lik betonarme binanın yaklaşık 75 ton, 100 m2 lik ahşap binanın ise 2.5 - 4 ton arasında geldiğini, böylece deprem riskini arttıran yüklerin ahşap binada 20 ila 30 kere daha az olduğunu

BİLİYOR MUYUZ ?

7- Kontra plağın veya ahşabın ısı izolasyon değerinin betona göre 16 KAT daha fazla olduğunu

BİLİYOR MUYUZ ?

8- Hesap sonucu çıkan ahşap kesitinin biraz daha büyüğü kullanıldığında, dıştaki kömürleşen tabakanın doğal bir izolasyon sağlayarak taşıyıcı ahşabın YANMASINI GECİKTİRDİĞİNİ BİLİYOR MUYUZ ?

9- Belli bir açıklıktan sonra kendini bile taşıyamayan betonun havlu attığını, yangından koruma tedbiri alınmazsa çelik çatının, önce aşırı genleşme yüzünden deforme olarak taşıyıcı özelliğini kaybettiğini 600 DERECEDEN İTİBAREN çökme riski taşıdığını ve bu yüzden 15 DAKİKA içinde altındaki insanların üzerine çökebildiğini, ısıda genleşmesi sıfır olan ahşap çatının ise yanarak taşıyıcı gücünü kaybedene kadar ORTALAMA BİR SAAT ayakta kalabildiği ve bu yüzden canımızı kurtarabildiğimizi

BİLİYOR MUYUZ ?

10- 13. ve 14.yüzyılda inşa edilen ; ahşap kolon ve çatıları olan  Kastamonu: Mahmutbey, Beyşehir: Eşrefoğlu ve Afyon Ulu Camileri gibi pek çok caminin, özel bir bakıma sahip olmaksızın 600 İLA 700 YILDIR ayakta olduğunu BİLİYOR MUYUZ?

11- 1500 yaşındaki AYASOFYA’da kemerlerin arasındaki gergi çubuklarının en eskilerinin AHŞAP olduğunu, yani dünyanın en ünlü ve eski yapılarından birinin, ASIRLARDIR AHŞABA GÜVENDİĞİNİ  BİLİYOR MUYUZ ?

12- 20.yüzyılın başında “ömrü sonsuzdur” diye anlatılan betonarmenin fiziki ömrünün, KARBONATLAŞMA VE KOROZYON sorunu yüzünden ortalama 60 YIL olduğunun artık bilimsel olarak kabul edildiğini 

BİLİYOR MUYUZ ?

13- Orman alanlarımızın ÜÇTE BİRİNİN; KIZILÇAM yani, yapı kerestesi olmaya en uygun türlerden olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

14- Buna karşılık orman alanlarımızın % 60 ININ BİLİNÇSİZ BAKIM YÜZÜNDEN BOZUK OLDUĞUNU, dünya ortalaması % 5 iken, bizde orman ürünlerimizin % 60 ının yakacak olarak kullanıldığını

BİLİYOR MUYUZ ?

15- Dünyada ahşabı inşaat sektöründe kullanan ülkelerde ORMANLARIN KÜÇÜLMEDİĞİNİ , tersine ; bilimsel bir yaklaşım ve bilinçli bir koruma anlayışı ile hızla BÜYÜMEKTE OLDUĞUNU BİLİYOR MUYUZ ?

16- Örneğin Amerika’da nerede ise tüm konutlar ahşap iken, kesilen her 100 AĞACA KARŞILIK 123 AĞAÇ yetiştirildiğini, bu ve benzeri bilimsel yaklaşımlarla Amerika, Kanada ve Finlandiya’da ormanların, YÜZÖLÇÜMÜ VE AĞAÇ MİKTARININ DEVAMLI OLARAK BÜYÜDÜĞÜNÜ  BİLİYOR MUYUZ ?

17- Akıllı bir ahşap sanayii ve orman politikası ile, Amerika’dakinin yarısı olan % 5 BÜYÜME İLE, 14 YILDA orman alanımızı 2 MİSLİ büyütebileceğimizi BİLİYOR MUYUZ?

18- Yeni dikilen ağaçların, havanın karbondioksitini yaşlı ağaçlara göre çok daha hızlı filtre ettiğini, böylece GENÇ ORMANLARIN, şehir havasındaki zehirli karbon türevleri yoğunluğundan  bizi çok daha çabuk kurtarabileceğini  BİLİYOR MUYUZ ?

19- Depremde bizi öldürenin “SADECE BETONUN AĞIRLIĞI” olduğunu, ahşap evlerde ölüm riskinin sıfıra yakın olduğunu ve o yüzden, deprem sigortasına ihtiyaç duyulmadığını BİLİYOR MUYUZ ?

20- Almanya’da tüm yapıların % 23 ünün , Fransa’da % 17 sinin , Türkiye’de ise % 95’inin BETON OLDUĞUNU  BİLİYOR MUYUZ ?

21- Çağın gereklerine uygun teknoloji ve mimari çözüm ile inşa edilen ahşap konutların “Türkiye’de” BETON EVLERDEN DAHA UCUZA inşa edilebildiğini ve bundan böyle de edilebileceğini BİLİYOR MUYUZ ?

SONUÇ :

1- Ahşabın AĞIRLIĞI AZ olduğundan, temele ulaşan yükler de azdır. Temel daima ekonomiktir.. Deprem bölgelerinde ve Çürük zeminlerde hatırlanmalıdır.. ALTI KATA KADAR rahatlıkla inşa etmek mümkündür.

2- Ahşap yani tahta, TÜM  İKLİM KOŞULLARINA uygundur. Kutuplarda da ekvatorda da aynı dayanıma sahiptir. İşlem görmüş tahtalar TEMELLERDE dahi kullanılabilir. Özel boyalar ve bünyesine emdirilen sıvılarla YANGIN DİRENCİ  20 KAT arttırılabilir. “Emprenye” edilerek, yani kimyasal sıvılarla işleme sokularak ÇÜRÜME VE BÖCEK TAHRİBATI  tamamen önlenebilir.

3- Usulüne göre yapılan ahşap doğramanın ömrü EN AZ 30 YIL iken, petrol türevi olan, yani bizi dışa bağımlı kılan plastik doğramaya EN FAZLA 15 YIL ömür biçilebilmektedir. Yangın halinde plastik doğramadan çıkan gazlar tek başına öldürücüdür.

4- Ahşap inşaatın montajı ; İNSAN GÜCÜ İLE yapılabilir ve HAVA KOŞULLARINDAN ETKİLENMEZ.. Aşırı sıcak ve soğuk, yağmur ve kar; ahşap hariç tüm yapı uygulamalarını engeller.

5- MONTAJDAN HEMEN SONRA TAM YÜKLEME YAPILABİLİR  Böylece sağlamlığı denetlenebilir.. İş bittiğinde yükünü almış yapı ayakta ise daima ayakta kalacaktır. Sonradan ortaya çıkan; kaynak hatası, eksik demir konulması, kalıbın erken alınması gibi hayati sonuçlar doğuran benzer yüzlerce İMALAT KUSURUNU TAŞIMA RİSKİ SIFIRA YAKINDIR.

6- Gerekiyorsa yapı söküldüğünde, çok az zayiatla YENİDEN KURULABİLİR. Onarım ve PLAN DEĞİŞİKLİĞİ çok kolaydır.. Bireysel müdahale olanağı verir..

7- Ahşap kendi ÇEVRESİ İLE KİMYASAL DENGEDEDİR !.. Kimyasallardan etkilenmez ve etkilemez.. Beton yapı gibi, neme bağlı olarak yoğunluğu artan ve kanserojen olan RADON GAZI neşretmez..

8- Ahşap yapı, içinde yaşayanlarla birlikte NEFES ALIR, Buhar alışverişini dengeler.. Romatizmaya ve astıma yol açmaz. Manyetik kirlilik yaratmaz.

9- AHŞAP ENERJİ DOSTUDUR. İmal edilirken ve inşa edilirken diğer yapı malzemelerine göre çok daha az enerji kullanılır. Ahşap evi ısıtmak ve soğutmak için de çok daha az enerji harcanır.

10- Amaç ahşap fanatikliği yapmak değildir. Ahşap ; dünyada ve ülkemizin yöresel örneklerinde görüldüğü gibi, çelik, beton, taş ve kerpiçle mükemmel bir uyum içinde kullanılabilir. VAZ GEÇMEMİZ GEREKEN BETON FANATİKLİĞİDİR !..

Gelin aklın yolunda birleşelim !.

AHŞABI YENİDEN TANIMAYA VE  KULLANMAYA BAŞLAYALIM !..

Y.Mİmar Çelik ERENGEZGİN

celik@erengezgin.net  20 Mayısıs 2007 ( Özet )

NÜKLEER ENERJİ HAKKINDA BİLİNMEYENLER

16.04 2007

1- Nükleer enerji, atom bombasının kontrol edilmiş biçimidir. “Ne kadar ?” ve “nereye kadar ?” kontrol edilebileceği ise bilindiği gibi daima tartışma konusudur.

2- Askeri amaçların her şeyin önüne geçtiği bazı zihinlere yanıt olarak da şunu söylemek gerekir: Nükleer santral kurarak atom bombası yapmak için gerekli ham maddeyi sağlasak bile, daha önce alınan uluslararası Atom Enerji Ajansı kararları ile Türkiye'nin bu ham maddeyi almasına imkan yoktur. Atom bombası yapımını önlemek için reaktör yakıtı, üretici firma tarafından belli süreler sonunda alınarak yerine yeni yakıt verilecektir. Yani, Türkiye’nin atom reaktörünü bu amaçla kullanması mümkün değildir.

3- Türkiye’de kurulacak bir nükleer enerji santrali yurt dışında bir çok kişiye iş imkanı sağlayacak ama ülkemizde bu iş alanları için kullanılacak elemanlar ise, reaktör inşaatında çalışacak işçilerin dışında, sekreterler, gece bekçileri, şoförler ve birkaç tane de teknik elemanla sınırlı kalacaktır.

4-  Nükleer santraller tabiatta bulunmayan ve adına radyoizotop denilen yeni maddeler oluşmasına yol açmaktadır. Binlerce yıllık yarı ömre sahip bu radyoizotoplar yalnız bu nesle değil gelecek nesillere de zarar verebilecek sakat doğumlara yol açmaktadır. Yani insanoğlu kendi eliyle yarattığı nükleer tepkimeyle, çevreye nesiller boyu yıl zarar veren ürünler yaratmaktadır. Reaktörden çıkan bu maddelerin tamamen zararsız hale gelebilmesi için milyonlarca yıl gerekmektedir.

Aşağıdaki ürküten tabloya göz atmanız yeterli kanaati oluşturacaktır.

NÜKLEER REAKTÖR YAKIT ATIKLARINDA BULUNAN  RADYOİZOTOPLAR

İZOTOP

YARILANMA ÖMRÜ

Aktinyum-225

10 Gün

Amerikyum-241

400 Yıl

Amerikyum-242

100 Yıl

Berilyum-10

1,600,000  Yıl

Fosfor-32

14 Gün

Hafniyum-182

9,000,000 Yıl

Hidrojen-3 (Trityum)

12 Yıl

İyot-129

15,700,000 Yıl

Karbon-14

5,700  yıl

Kobalt-60

5 Yıl

Kurşun-205

14,300,000 Yıl

Molibdenyum-93

3,500 Yıl

Neptünyum-237

2,000,000 Yıl

Nobyum-94

20,000 Yıl

Plütonyum-238

88 Yıl

Plütonyum-239

24,100 Yıl

Plütonyum-240

6,500 Yıl

Plütonyum-241

14 Yıl

Plütonyum-242

400,000 Yıl

Polonyum-210

138 Gün

Potasyum-40

1,000,000,000 Yıl

Radyum-224

37 Gün

Radyum-226

1,600 Yıl

Renyum-187

50,000,000,000 Yıl

Rubidyum-87

47,000,000,000 Yıl

Rutenyum-106

1 Yıl

Selenyum-79

65,000 Yıl

Sezyum-135

2,300,000 Yıl

Stronsiyum-90

29 Yıl

Tantalyum-182

100  Gün

Teknetyum-99

200,000 Yıl

Toryum -231

1 Gün

Toryum-228

2 Yıl

Toryum-232

14,000,000,000 Yıl

Uranyum 236

23,000,000 Yıl

Uranyum-233

200,000 Yıl

Uranyum-234

200,000 Yıl

Uranyum-235

700,000,000 Yıl

Uranyum-238

4,000,000,000 Yıl

5- Santrallerin 30-40 yıl süren çalışma ömürleri sırasında, reaktör binasının bir çok kısmı aşırı radyoaktiviteye maruz kalmaktadır. Bunun sonucu olarak, reaktör binasını herhangi bir bina gibi işiniz bittiğinde kapısına kilit vurup gitmek veya dinamitle patlatıp yerle bir etmek mümkün değildir. Bu binanın her parçasının çok dikkatli ve özel önlemlerle sökülüp kalın kurşun sandıklar içine yerleştirilmesi, daha sonra ise 20-30 yıl bu sandıkların soğutulması gerekmektedir. Bunların saklanması teknolojik olarak çözüldü diyen sayın nükleer enerji profesörlerimize nasıl bir yol bulduklarını sormak gerekir. Yüksek maliyetli reaktör sökülme işlemi ve yakıt artıkları ile sökülecek reaktör binasının parçalarının güvenliği için harcanacak saklama ve soğutma masrafları göz önüne alınmamaktadır. Böylece gerçek maliyet saklanmakta ve elektrik birim fiyatı düşük gösterilmektedir. Radyoaktif atıkların yüz binlerce hatta milyonlarca yıl etrafa sızmadan saklanması neredeyse imkansız ve çok yüksek maliyetlidir. ABD’de kapatılan Maine Yankee Nükleer Güç Santralının 1972 yılında 230 milyon dolara yapılmasına karşın, sökülmesine 2 milyar dolar harcanmıştır. Yani yaklaşık 8 katı.. 30-40 sene sonra Türkiye’deki reaktörlerin güvenli bir şekilde sökülmesi için de en az 40-50 milyar dolar sarf edilmesi gerektiğini tahmin etmek hiç de güç değildir. Yani nükleer enerji Uzun vadede son derece pahalı bir enerji üretim yöntemidir.  

6- Hiçbir aksama, bakım, onarım gibi kesintiler olmadan böyle bir reaktörün 40 yıl boyunca günde 24 saat ve yılda 365 gün sürekli çalıştığı kabul edilse dahi enerji birim fiyatı kW/saat başına en az 3 sent civarında olacaktır. Amerika’da kurulu 100 civarında reaktörden elde edilen veriler, bunun doğru olmadığını ve birim maliyetin bazı reaktörler için 11 sente kadar yükselebildiğini ortaya konmuştur.

7- Dünyadaki uranyum rezervine de günümüzdeki kullanım hızı ile yaklaşık 250 yıl bir ömür biçilmektedir. Yani Uranyum da kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıt sınıfına girmektedir.

8- Türkiye’de çok az miktarda (en çok iki reaktöre yetecek kadar) uranyum cevheri bulunmaktadır ve bu cevherden saf uranyum elde etmenin maliyeti çok yüksektir. Saf uranyumun elde ettikten sonra bunun içinde çok az miktarda reaktör yakıtı için önemli olan Uranyum-235 izotopu bulunmakta, büyük miktarı ise Uranyum-238 denilen kısmını oluşturmaktadır. Aynı kimyasal özelliğe sahip bu atomları ayırmak için cevher işlemekten öte ileri bir  teknolojiye gereksinim duyulmaktadır ve bu işlem dünyada ancak birkaç ülke tarafından yapılabilmektedir. Özetle, reaktör yakıtı için tamamen dışa bağımlı bir konumda olmamız kaçınılmazdır.

9- Fransa’nın nükleer enerjiyle ürettiği elektrikten kar ettiğini söylemeleri mümkün değildir. Çünkü nükleer enerji yüzünden Fransız Elektrik İdaresi (EDF) 39 milyar dolar borca girmiştir. Fransa 56 nükleer santralden elde ettiği Plütonyumla nükleer bombalar üretmekte ve bu bombaları pazarlayıp para kazanmaktadır. Fransa’yı örnek alırken perde arkasını da bilmek gerekir. Buna karşılık Fransa’da 56 nükleer santralin yarısından çoğunun çelik kubbelerinde çatlaklar tespit edilmiştir. Bu kubbelerin her birinin onarımı için 2 milyar dolar gerekmektedir.

10- İspanya’da 90’lı yıllar için planlanan 35 reaktörden vazgeçilmiştir. İtalya’da  1987 yılında yapılan referandumla 3 nükleer santral kapatılmıştır. İsveç’te ise, 1980 de yapılan referandumla 2010 yılına kadar bütün reaktörler kapatılması kararı alınmıştır. İsviçre’de de son 16 yıldır hiçbir nükleer santral yapılmamış ve  1988 de 6 santralin planı iptal edilmiştir. Almanya’da halkın ezici bir çoğunluğu nükleer santralleri istemediği için bütün nükleer santrallerin 2020 yılına kadar kapatılması kararı alınmıştır. Sürenin bu kadar uzaması bu pislikten ancak 20 yılda kurtulabilecek olmalarındandır.

11- Nükleer santrallerin risksiz olduğunu iddia edenler, sigorta şirketlerinin bu tesisleri neden sigorta etmediklerini açıklamakta zorluk çekmektedirler. Oysa aynı şirketler petrol, su, doğalgaz, rüzgar ve kömürle çalışan santralleri sigorta etmektedirler. Türkiye gibi deprem ve terör tehlikeleri olan bir ülke için risk faktörü daha da yüksek bir enerjidir. Depreme dayanıklılık, maliyeti de zorunlu olarak arttıracaktır.

12- ABD deki 111 nükleer santralın yakınlarında oturan kadınların meme kanserine yakalanmaları normalden % 40 daha fazlalaştı. Pilgrim nükleer enerji reaktörü yakınlarında özellikle santralin normal çalışması sırasında çevreye salınan radyoaktif gazların sürüklendiği bölgede lösemi olayları % 400 artmıştır. 1979 Three Mile Island kazası kanserde %10 artışa neden oldu. 1972-1979 yılları arasında Pilgrim nükleer santralinin 16 km’lik çevresinde yaşayan insanlarda kan kanseri vakalarının 4 kat arttığı tespit edildi.

13- Japonya reaktörlerinde sadece 1992 yılında 22 tane kaza meydana geldi. ABD’deki kazalar: 1957 Colarado Rocky Flast Reaktöründe patlama, 1961 Idahofalls deneysel reaktöründe arıza, 1966 Ferry reaktöründe kaza, 1979 Tennessee Erwin nükleer yakıt santralinde kaza, 1979 Three Mile Island kazası

14- Tıpta kullanılan bazı radyoizotopların imali için Çekmece Nükleer Araştırma Merkezinde bulunan araştırma reaktörü yeterlidir.

15- Bir adet % 100 verimli 1000 MW’lık nükleer santralle aynı miktar elektrik enerjisi üretebilmek için, rüzgar potansiyeli iyi olan yerlere max % 30 verim göz önüne alındığında 3 adet 1200 MW’lık santral kurmak gerekecektir. Bunun da maliyeti en fazla 3 milyar dolardır. Rüzgar türbinleri 6-7 yıl yerine en çok 3-4 ay içinde yani nükleer santrallere göre “yirmi kat daha az sürede ve beşte bir maliyetle” kurulabilmektedir. Nükleere hiç verilmezken, rüzgar için  20 yıl garanti verilmektedir. Rüzgarın hiçbir atık ve

Ahşabın Ünlüleri

Tadao Ando’nun Ahşap Müzesi

1994’de inşa edilen müze yapısında mimar, ahşabı çağdaş bir yapı malzemesi olarak yeniden yorumlamış. (Resim: Naomi Stungo, The New Wood Architecture, Laurence King Publishing 1998)

Einstein’in Berlin’deki Evi

Einstein 1929-1932 yılları arasında bu evde yaşamıştır. Ev Berlin’den 10 km. uzakta, Caputh adlı bir balıkçı köyünde. Einstein bu köyde, çalışmak için ihtiyacı olan sessizliği bulmuş, zaman zaman arkadaşları Max Planck ve Otto Hahn ile yakındaki çam ormanlarında yürüyüşlere çıkmıştır. Hitler 1933’te iktidara gelmeden bir ay önce, Einstein Almanya’yı terk eder ve bir daha geri dönmez.

ATATÜRK'ün Doğduğu Ev

Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evi görüyorsunuz. 3 katlı olan bu yapının zemin katı kargir yığma üst iki katı ise ahşap karkas. Bina 1978 Selanik depreminde hasar görmüş ve Yapı merkezi tarafından onarılmıştır. Www.yapi-merkezi.com 'da diğer bilgilerin yanı sıra, evin maketini de görebilirsiniz. Soldaki bina ise Ankara'da, Atatürk Orman Çiftliğinde, Selanik'teki evin bire bir kopyası olduğu yazılmıştı gazetelerde. "Ufak" bir fark var, kimsenin önemsemediği: Ankara'daki bina betonarme.

Osman Hamdi'nin Evi

1842-1910 yılları arasında yaşayan Osman Hamdi Bey'in, ressam arkeolog, hoca, müzeci ve yazar olarak geride bıraktığı armağanların en başında Arkeoloji Müzeleri ve Mimar Sinan Üniversitesi gelir. 

Hukuk öğrenimi için babası tarafından Paris'e gönderildi ama onu çeken güzel sanatlardı. 12 yıl süren eğitimi sonunda Bağdat Valiliğinde devlet memuru oldu. Daha sonra Hariciye Nazırlığı’nda Müze Müdürlüğüne tayin edildi ve 30 yıllık Müze-i Humayun, İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne dönüştü.